Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

Benliğimdir, gerçek kimliğim…

Benliğimdir, gerçek kimliğim…

Ben kimim?

Ne büyük ve ne de uzun bir soru…

Bu devasa soru öyle ağır bir “soru”mluluk ki, ne gök, ne yer, ne dağ tahammül edebilir.

Bu sorunun hâmili ancak “kim”liğini arayan bir “ben” olabilir.

Benliğin “ben kimim?” sorusuna bulduğu cevaplar kimliğini oluşturur. Bundandır ki, kim-liğin özü, şifresi ben-liktir.

Bir “ben” varsa, “öteki” de vardır. Kimlik çift kanatlı olmak zorundadır. Ötekiyi bilmeyen, umursamayan bir ben, kimlik kazanabilir mi? Oysa kimlik, benin öteki ile iletişim ve etkileşiminin meyvesidir. Kişi kemale erdikçe, olgunlaştıkça daha geniş topluluklarla iletişime geçer. Onlarla empati kurabildiği ölçüde de üst düzey bir iletişim ve etkileşim gerçekleştirir. Benlik ile ötekiler genelleştirilir. Kimlik ile de kimseyi ötekileştirmeden genelleşilir.

Kimlik, kişisel hayatın mana ve hakikatini inşa sürecidir. Kimlik kazanımında meyillerin, ihtiyaçların, arzuların, yeteneklerin, düşüncelerin ve inançların büyük bir önemi vardır. Kimlik, özümsenmiş, içselleştirilmiş fıtrî hareket tarzıdır. Kısaca kimlik, fıtrîlik ve samimiliktir.

Kişilik, birçok kimlikten oluşur. Kimlikler güya giysi ve aksesuar gibidir. Gömlek, kravat, çorap ve saatinin uyumuna dikkat eden biri, aynı hassasiyeti kimlikleri için de göstermelidir. Kişiliği oturmuş birinin taşıdığı kimlikler arasında çatışma değil, uyum vardır. Zahiren bir çatışma varmış gibi algılansa bile, bu aslında hayat boyu sürecek olan kimlik gelişiminin bir dinamiğidir. Mesela, kişiliği oturmuş biri, evinde baba kimliğiyle mütevazi, işyerinde yönetici kimliğiyle vakar sahibidir. Tersi olursa kimlik krizi yaşar.

Kişi sosyal çevreye uyum, kabul görme, aidiyet, kendini savunma, yeteneklerini gösterme gibi sebeplerle kimlik edinmeye ihtiyaç duyar. Kimlik oluşumunda cinsiyetini kabullenme, meslek seçimi, sosyallik, aile, arkadaşlık, düşünce sistemini kurma gibi unsurlar önemli etkenlerdir. Kimlik kazanımında en önemli bir etken ise şüphesiz benliktir.

Benlik, ilahi bir emanettir. İlahlık sıfatlarının derecelerini bilmek, hissetmek için verilmiş özel bir hediyedir. Sonsuz beyazı anlamak için kullanılan -yazısı çabucak kaybolan- bir karakalem misalidir. Benlik, sonsuz nurun bir tecellisini bilmek için sınırlı bir daire çizer. Daire içindeki beyazlığa tanık olduktan sonra siyah daire gerçekte silinir. Siyah dairenin silinmediğini vehmetmek ve içindeki beyazı sahiplenmekle, benlik şişer de şişer. Sonsuz beyaz üzerinde hak iddia eden bir ben ise, sahte bir sonsuzluk içinde genişler, şişer, narsisistleşir.

“Cenab-ı Hak tarafından insanlara verilen benlik ve hürriyet, ulûhiyet sıfatlarını fehmetmek üzere bir vahid-i kıyasî vazifesini görüyor.”

Benliğin özel alanı, diğer varlıklarla arasına bir perde çeker. Bu yönüyle benlik “ben benim, sen sensin” iddiasındadır. Kendini mal, mülk, para, iş, güç, statü, eğitim, makam, görünüm, yetenek, şöhret, milliyet üzerinden tanımlamak ister. Oysa benim dediklerinin hiçbiri gerçek kimliği değildir. Çünkü hepsi fânidir. Ölüm gelir ve elindeki her şeyi alıp götürür. Bundandır ki gerçek kimlik ölümün benlikten koparamadığı şeylerle inşa ettikleridir.

Benlik gizemli bir manevi anahtardır. Öyle bir anahtar ki, hem kâinatın en gizli kapıları, hem de Allah’ı tanımanın gizemli kapıları ancak benlik ile açılır.

“Cenab-ı Hak, emanet cihetiyle insana ene namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar; ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki, Hallak-ı Kainatın künuz-u mahfiyesini onunla keşfeder.”

Benlikte gizli bir şirk de vardır. Obez benlik olan narsisizm bir şirk nevidir. Benlik veriliş maksadının dışında kullanıldığında insana ve insanlığa dünyevi ve uhrevi cehennem kapılarını açmıştır. İnsanlık tarihi boyunca yaşanan savaşların, cinayetlerin, sıkıntıların temelinde şişmiş benlikler ve bencillikler vardır. Narsisizm, milliyetçilik, hümanizm, tabiatçılık gibi obez benlikler insanlığa maddi-manevi zulüm ve zulmetten başka bir şey yaşatmamıştır.

“Ene, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nurani bir şecere-i Tûbâ ile, müthiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir.”

Benlik, malikiyet iddiasında bulundukça yoksullaşır. Benliğin zenginliği şüphesiz hiçliğini fark edişindedir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “ademinde vücud, vücudunda adem” sırrı vardır benliğin.

Benlik bilinci ve kimliklerin şekillendiği öz dönem gençliktir. Bu dönemde “ben kimim?” sorusu tüm ciddiyetiyle sorulur. Bunun neticesi, kimliğini ve gerçekte benliğini tanı(mla)ma ihtiyacı çok güçlü bir şekilde hissedilir. Sosyalleşme, arkadaşlık ilişkileri yoğunlaşır. Öncelikle ailede, arkadaşlar arasında, toplumda ve en genel manada kâinatta anlamlı bir yer edinmek ve iyi bir rol kazanmak için güçlü bir istek uyanır. Bu istek benliği, kimlikleri ve kişiliği geliştirmeye büyük bir ivme kazandırır.

Kişiliği şekillendirmek, kimlik kazanmak aslında ömür boyu süren bir süreçtir. Bununla birlikte kişiliğin şekillendiği ve başka kimliklerin denenip modellendiği en kritik dönem ise gençliktir. Çocuklukta aileden kazanılan aidiyetler, verili kimlikler gençlikte sorgulanır. Başka toplumsal gruplar ve kimlikler ile kıyaslanır. Bu süreçte genç benimsemediği bazı verili kimliklerinden vazgeçer. Sorgulayarak, süzgeçten geçirerek kıymetli bulduklarını ise benimser.

Bir yönüyle gençlik yeni bir hayattır. Çünkü çocukluğun ebediyen ölümüdür. Hayat akışında yeni bir diriliştir. Çocukluğun serbestliğinden yetişkinliğin yükümlülüklerine bir geçiş dönemidir. Gençlik köprüsü ciddi hürriyet gerilimlerinin tecrübe edildiği çok önemli bir yolculuktur.

Gençlik, biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal gelişmenin gerçekleştiği bir dönemdir. Özellikle de soyut düşünce gücünün gelişmesiyle genç, bütüncül bir dünya görüşünü kurmak ister. Bu istek dünyadaki konumunu ve vazifesini araştırmaya, sorgulamaya sevk eder.

Gençlik kimlik sorunlarının da yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. Çünkü fiziksel, hormonal ve psiko-sosyal değişimler gencin kimliği derinlemesine etkiler. Bu değişiklikler gencin enerjisini ve dikkatini, öncelikle bedenine ve duygularına yöneltir. Yeni yüz, ses ve enerjiyle çevrede nasıl bir imaj bırakıldığı büyük bir merak ve heyecanla gözlemlenir.

Kimlik sorunları modern dünyanın güncelliğini kaybetmeyen sorunlarıdır. Günümüzde kimlik sorunları çok eksenli, karışık ve çatışmacı bir süreç olarak yaşanır. Bu durum müspete kanalize edilirse dinamik bir kimlik arayış süreci gerçekleşir. Genç, çok hızlı bir şekilde toplumda yer bulma, ilgi çekme, öne çıkma arzusu taşıdığı takdirde ciddi kimlik sorunlarıyla karşılaşır.

Gençlik döneminin kimlik sorunlarından biri tepki kimlikleridir. Kimlik arayışındaki bir genç zararlı gruplara bile katılabilir. Tepki kimliklerinin önlenmesinde aileye büyük görev düşer. Eleştirel bakışın, özgürleşme ve kimlik mücadelesinin verildiği bu dönemde genç, kaçınılmaz bir şekilde ailesiyle bazı çatışmalar yaşar. Bu çatışmaların asgariye inmesi için aile ortamında hür bir şekilde düşünceleri ifade etme ve başka düşüncelere saygılı olma tutumu benimsenmelidir. Gençlerin özellikle kılık kıyafeti gibi bireysel tercihlerine tahakkümle müdahaleden kaçınılmalıdır. Kimliğini şekillendiren genç, ailesinin –güvenerek, tutarlı ve kararlı bir şekilde- her daim destekçisi olduğunu hissetmelidir.

Kimlikler bazen metalar üzerinden de kazanılmaya çalışılır. Günümüzde tükettikleriyle belirli bir kimlik edinmek isteyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Bu beklenti markaları, tüketicilerin kimlik ihtiyaçlarına cevap verecek sembolik anlamlar üretmeye ve pazarlamaya yönelmiştir. Araba, giysi, ayakkabı, saat, telefon markası artık bir kimlik imgesi haline gelmiştir.

Günümüzün kimlik sorunların biri de sanal kimliklerdir. Sanal dünya yalan ile doğrunun, güzel ile çirkinin aynı fiyata satıldığı bir dükkân hâlini almıştır. Hatta bu sanal dükkânda yalan ve çirkine daha fazla rağbet gösterildiği bile söylenebilir. Gerçek hayatta cesaret edilemeyen birçok söz ve davranış –gizli kimlikler sayesinde- bu âlemde sergilenebilir. Adeta sanal dünya kimlik sorunu yaşayan birine -bastırılmış duygularını sınırsızca özgürleştiren- sahte ikinci bir kimlik sunar.

Kimlik türlerini en genel manada üçe ayırmak mümkündür: şahsi, milli, kevni. Üç kimliği de etkileyen, belki baştan sona şekillendiren bir dördüncü kimlik vardır. Dini ve itikadi kimlik denilebilen bu kimlik gençlik döneminde istikametini kazanması gereken en önemli kimliktir.

Din bir yaşam sistemidir. Gencin kimlik gelişiminde her ihtiyacına anlamlı ve sistematik cevaplar verir. Dini kimliğini kazanarak itikadını, inanç sistemini oluşturmuş bir genç, yaşadığı âlemin, toplumun ve özellikle de iç dünyasının keşmekeşinden kurtulabilir. Her şeye bir bütünlük içinde bakar. Varlık âlemini tüm ayrıntısıyla, hiçbir şey hariç kalmayacak bir bütünlük içinde tefekkür eder. Başına gelen her bir olaya gerçekçi ve anlamlı izahlar getirir.

Netice-i kelam: İnsan kişiliğini geliştirmek ve insaniyete yakışır ebedi kimlikler edinmek için yeryüzüne gönderilmiştir. Kimlik arayışı ise “ben kimim?” sor(g)usu merkezinde ömür boyu sürer. Bu devasa soruya bulunan anlamlı cevaplardır ki kimliği şekillendirir. Kimlik arayışının merkezinde her daim benlik bilinci yer alır. Aslında “kim”liğini arayan bir “ben” vardır. Belki benlik, kimliğin özüdür, özetidir, şifresidir. Benlik de şifrelenmiştir, ancak bu şifre dini kimlik ile açılır. Şifre çözüldüğünde, hem kâinatın tüm gizli kapıları, hem de Allah’ı tanımanın gizemli perdeleri ebediyen –kapanmamak üzere- açılır. En büyük emanetin esrarengiz kanatlarıyla huzurun yüksek makamlarına uçulur.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaşım