Bediüzzaman’ın medreseleri

Bediüzzaman’ın medreseleri

Bediüzzaman, medrese merkezli bir hayat geçirmiştir. Bulunduğu mekân ya medresedir veya o bulunduğu mekânı bir nevi medreseye dönüştürmüştür.

En genel manada Bediüzzaman’ın iki tür medresesi vardır. Birincisi eğitim gördüğü medreseler, ikincisi de eğitim verdiği medreselerdir.

Eğitim gördüğü medreselere Molla Muhammed Emin Efendi (Tağ köyü) medresesi, Şeyh Seyyid Nur Muhammed (Hizan) medresesi, Mir Hasan Veli medresesi, Şeyh Mehmet Celali medreseleri misal verilebilir. Özellikle Doğubeyazıt’taki Şeyh Mehmet Celali medresesi, Bediüzzaman’ın üç aylık en önemli tahsil dönemidir. Bediüzzaman bu kısa sürede on beş yıllık medrese eğitiminin esası olan doksan kitabı ezberleyerek 13-14 yaşında tahsil hayatını tamamlamıştır.

Bediüzzaman, medrese eğitimini çok küçük yaşlarda tamamlamış olsa da, öğrenim sürecini hayatının sonuna kadar sürdürmüştür. Çünkü Bediüzzaman için yaşadığı her olay, karşılaştığı her varlık bir öğretmen gibidir. Bediüzzaman’ın nazarında kâinat büyük bir okuldur/medresedir. “Ayetü’l Kübra” isimli eserinde kâinat medresesinden tahsil edilebilen derslerin en veciz özetleri yer almaktadır. Bediüzzaman bu eserinde, geçmiş zamana bir medrese nazarıyla bakmıştır. Bu sebeple, peygamberler âlemini “nurani medrese”[1]ye benzetmiştir. Nurani medreselerin en parlağı ise Asr-ı Saadetten[2], İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî’nin medresesinden[3] aldığı ders notlarını okuyucusuyla paylaşmıştır. Benzer şekilde, Bediüzzaman’ın nazarında gelecek de bir “medrese-i efkâr”dır.[4]

Bediüzzaman, içtimai hayatı da bir medrese olarak görmüştür. Eski Said dönemi eserleri (Münazarat, Muhakemat, Divan-ı Harb-i Örfi, Hutbe-i Şamiye, Nutuk, Sünuhat vb.) bu medresenin birer ürünüdür. Yeni Said’in medresesi ise Kur’an-ı Hakîm’dir. Tümüyle Kur’an’a odaklanan Bediüzzaman’ın ayetlerden çıkardığı dersler Risale-i Nur külliyatını netice vermiştir.[5]

Bediüzzaman’ın eğitim verdiği medreselere ise Horhor medresesi, Yusufiye medreseleri ve Nur medreselerini misal olarak zikredilebilir. Bediüzzaman’ın bu medreselerinin ortak ünvanı “Medresetüzzehra”dır.

Bediüzzaman’ın medresetüzzehra manasını taşıyan ilk medresesi Horhor medresesidir. Kendi ifadesiyle Horhor medresesi “Medresetüzzehranın mekteb-i iptidaîsi” [6] ve “Medresetüzzehra’nın Van’daki nümûnesi”dir.[7] Bediüzzaman’ın “Van medresesi”[8] olarak da isimlendirdiği Horhor medresesi 1897-1907 ile 1912-1914 dönemlerinde aktif olmuştur.

Bediüzzaman’ın küresel manada inkişaf eden medresetüzzehrası Nur medreseleridir. Bediüzzaman “manevi Medresetüzzehra”[9] olarak vasıflandırdığı Nur medreselerinin her yerde açılmasını istemiştir. Nur medreselerinin önemi on beş haftada, eski medreselerin on beş yıllık eğitiminin faydasını kazandırabilmesidir. Nur medreseleri, Risale-i Nur vasıtasıyla iman hakikatlerinden ilim, marifetullah, huzur ve ibadet boyutuyla istifade edildiği mekânlardır.[10] Risale-i Nur sayesinde evlerden köylere, şehirlerden ülkelere kadar her yer Nur medreselerine dönüşmüştür.

Risale-i Nur külliyatında Barla[11], Sav[12], Kuleönü[13], İnebolu[14], Safranbolu,[15] Eflani,[16] Küre[17] beldelerinden Isparta, Kastamonu[18], Denizli[19], Afyon, Konya[20], Eskişehir[21],  Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Urfa[22] şehirlerine kadar birçok yere “Medrese-i Nuriye”nin ünvanı verilmiştir.

Evlerin Nur medreselerine dönüşmesinin Risale-i Nur’daki modeli Tahiri ağabeyin evidir. Bediüzzaman bir mektubundaki “Bir küçük medrese-i Nuriyeyi kendi hanesinde tesis edip kahraman Tahirî gibi bir has, hâlis Nur nâşiri[23] cümlesi, cennetmisal evlere Tahiri ağabeyin evinin misal gösterilmesidir. Bir başka mektupta ise Nur medreselerinin teşekkülü için şu tavsiyelerde bulunulmuştur:

Her bir adam eğer hanesinde dört beş çoluk çocuğu bulunsa kendi hanesini bir küçük medrese-i Nuriyeye çevirsin. Eğer yoksa yalnız ise, çok alakadar komşularından üç-dört zat birleşsin ve bu heyet bulundukları haneyi küçük bir medrese-i Nuriye ittihaz etsin. Hiç olmazsa işleri ve vazifeleri olmadığı vakitlerde, beş on dakika dahi olsa Risale-i Nur’u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir miktar meşgul olsalar, hakiki talebe-i ulûmun sevaplarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlâs Risalesinde yazılan beş nevi ibadete de mazhar olurlar. Hakiki ilim talebeleri gibi, onların maişetlerini temin hususundaki âdi muameleleri de bir nevi ibadet hükmüne geçebilir.[24]

Nur medreseleri içinde Isparta’nın apayrı bir önemi vardır. Bediüzzaman Isparta nur medresesini “mânevî Medresetü’z-Zehrâ”[25] olarak görmüştür. Bir mektubunda ise “Medresetüzzehra-i ekber” ve “medrese-i Nuriye-i kübra”[26] olarak zikretmiştir. Diğer bir mektubunda ise Isparta ve civarının geniş bir Medresetüzzehraya ve bir Camiülezher[27] mahiyetini kazandığını söylemiştir. Isparta’nın “tam bir Medresetüzzehra ve Camiülezher” olmasının sebebini ise “kahraman talebelerinin ağır şerait altında sarsılmadan faaliyetleri”ne[28] bağlamıştır.

Bediüzzaman’ın Nur medreseleri yıllar geçtikçe dünyanın dört bir tarafında çoğalmıştır. Bir mektupta inkişafın ilk emareleri görülerek şu müjde dile getirilmiştir:

Barla yerine bu vilayeti, belki ekser memleketi bir medrese hükmüne getirdi. Onlar beni bir köyde mahpus zannediyor. Zındıkların rağmına olarak bilâkis Barla kürsi-i ders olup, Isparta gibi çok yerler medrese hükmüne geçti.[29]

Bediüzzaman’ın medreselerinden biri de Yusufiye medreseleridir (Medrese-i Yusufiye).[30] Bediüzzaman’ın “İnşaallah bu medrese-i Yusufiye dahi, Medresetüzzehranın bir mübarek dershanesi olacak[31] duası kabul olmuş ve hapishaneler bile medreseye dönüşmüştür. Risale-i Nur’un birçok eseri (Yirmi Sekizinci ve Yirmi Dokuzuncu Lem’a’lar, Esma-i Sitte Risalesi [Otuzuncu Lem’a], Birinci ve İkinci Şua’lar, Meyve Risalesi, El-Hüccetüzzehra [On Beşinci Şua] gibi) Yusufiye medreselerinde (1935 Eskişehir, 1943-1944 Denizli, 1948-1949 Afyon) telif edilmiştir. Bediüzzaman hapislere girmeyi “Medresetüzzehranın şakirtliğine liyakat kazanmak için açılan bu imtihan meclisi[32] olarak görmüştür. O mekânların “medrese-i Yusufiye”ye dönüşmesini ise; i) Kur’an’ın irşadı, ii) Risale-i Nur’un dersi ve iii) şakirtlerin iştiyakı[33] ile izah etmiştir.

Bediüzzaman’ın medrese kurma idealinin ünvanıdır, Medresetüzzehra. “İnşaallah, istikbâlde Risâle-i Nur şâkirtleri o âlî hakikatin maddi suretini de tesis etmeye muvaffak olacaklar” müjdesini verdiği Medresetüzzehra’nın hakikatinin “istikbalde çıkacak olan Risale-i Nur’a bir beşik, bir zemin ihzar etmek” olarak yorumlamıştır.[34] Başka bir mektupta, Medresetüzzehra’nın manevi hakikatinin Nur talebeleriyle “tamamıyla” gerçekleştiği şöyle dile getirilmiştir: “Elli beş sene bir gaye-i hayalim ve hayatımın bir neticesi olan Medresetüzzehranın manevi hakikatini siz, Medresetüzzehra erkânları tamamıyla gösteriyorsunuz.[35]

Risale-i Nur’da geçen “Medresetüzzehranın Risale-i Nur talebeleri”[36], “Medresetüzzehranın Nur talebeleri”[37], “Medresetüzzehranın Nur şakirtleri”[38] gibi ifadeler, Bediüzzaman’ın “Medresetüzzehra” ile yetiştirmek istediği neslin “Nur talebeleri” olduğunun bariz delilleridir.

Bediüzzaman, “varislerim” diye hitap ettiği Medresetüzzehra erkânlarına[39] şu vasiyette bulunmuştur:

Ey üç yüz sene sonra gelenler! Şu kalenin [Van kalesi] başında bir medrese-i Nuriye çiçeğini yapınız. Cismen dirilmemiş, fakat ruhen bâki ve geniş bir heyette yaşayan Medresetüzzehrayı cismani bir surette bina ediniz.[40]

Bediüzzaman, cehaleti en büyük düşman olarak görmüştür. Özellikle de dini meselelerdeki cehaletin tedavisi için ömrü boyunca çalışmıştır. Medreseleri ihya etmek gayretinin esasında da bu hakikat vardır. Muhakemat’ında bu kararlılığını şu sözlerle dile getirmiştir:

O zahirperestler emin olsunlar ki, sa’yleri beyhudedir. Şimdiye kadar böyle avamperestane safsatalarla bizi cahil bıraktılar. Bundan sonra bizi cahil bırakmakla cehlimizden istifade etmek istiyorlar. Olmaz ve olamaz. Medreseler hayatlanacaktır. Vesselam.[41]

Netice itibarıyla Bediüzzaman’ın medreseleri çoktur. Dağ başları, mahkeme salonları, miting meydanları, cami minberleri, savaş alanları, meclis kürsüleri, hapishane odaları, sürgün yerleri Bediüzzaman’ın farklı medreseleridir. Başka bir ifadeyle Bediüzzaman bulunduğu her mekânı medreseleştirmiştir denilebilir. Mesela 1910’un bahar ve yaz aylarında doğu illerini dolaşmıştır. Münazarat isimli eseri netice veren bu seyahati için “dağ ve sahrâyı bir medrese ederek meşrûtiyeti ders verdim[42] ifadesini kullanmıştır. Yine Rumeli seyahatinde treni “medrese-i seyyare”ye[43] dönüştürmüştür. Birinci Dünya Savaşı’nda doğu cephesinde İşaratü’l İ’caz tefsirini yazmaktan geri durmaması, savaş alanlarını bile medreseye çevirdiğinin etkileyici bir misalidir.

Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra ideali çok geniş bir yelpazede meyveler vermiştir. Üniversite/darülfünun manasında bir Medresetüzzehra ideali, gerçekleştirilmeyi bekleyen bir vasiyet olmakla birlikte, günümüzde Risale-i Nur’un okunup, anlaşılıp, yaşandığı ve hizmete dönüştürüldüğü tüm mekânlar bir nevi Medresetüzzehra mahiyetine bürünmüştür. Bediüzzaman hayatı boyunca her yeri medreseye dönüştürdüğü gibi, Nur talebeleri de evleri, dershaneleri, okulları, kongre merkezlerini, gazeteleri, dergileri, kitapları, sanal ortamları vb. her türlü imkânı değerlendirerek Risale-i Nur’un imanî ve Kur’anî hakikatlerinin tefekkür edildiği farklı medreseleri ihya etme idealini benimseyeceklerdir.


[1] Şular, s. 109.

[2] A.g.e., s. 123.

[3] A.g.e., s. 152.

[4] Muhakemat, s. 30.

[5] Hutbe-i Şamiye, s. 26.

[6] Emirdağ Lahikası, s. 344.

[7] Münazarat, s. 88.

[8] Lem’alar, s. 250.

[9] Emirdağ Lahikası, s. 448.

[10] Sözler, s. 141.

[11] Emirdağ Lahikası, s. 195.

[12] Kastamonu Lahikası, s. 71; Emirdağ Lahikası, s. 148, 176, 188.

[13] Emirdağ Lahikası, s. 121.

[14] A.g.e., s. 164.

[15] A.g.e., 197.

[16] A.g.e., s. 197.

[17] A.g.e., s. 113, 114.

[18] Lem’alar, s. 262.

[19] Emirdağ Lahikası, s. 162.

[20] A.g.e., s. 218.

[21] A.g.e., s. 133.

[22] Tarihçe-i Hayat, s. 587.

[23] Emirdağ Lahikası, s. 343.

[24] A.g.e., s. 338.

[25] Lem’alar, s. 201; Emirdağ Lahikası, s. 219.

[26] Kastamonu Lahikası, s. 183.

[27] Emirdağ Lahikası, s. 129.

[28] A.g.e., s. 124.

[29] Mektubat, s. 347.

[30] Lem’alar, s. 264, 407.

[31] Şualar, s. 418.

[32] A.g.e., s. 276.

[33] A.g.e., s. 246.

[34] Kastamonu Lahikası, s. 50.

[35] Emirdağ Lahikası, s. 342.

[36] A.g.e., s. 318.

[37] A.g.e., s. 426.

[38] A.g.e., s. 236.

[39] A.g.e., s. 336.

[40] A.g.e., s. 344.

[41] Muhakemat, s. 45.

[42] Münazarat, s. 19.

[43] Hutbe-i Şamiye, s. 70.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.