Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

İffet

İffet

I.

İffet, hayâdır. Hayâ tesettürüne bürünen, iffetini de zînetlendirir.

İffet, takvadır. Sonsuz hayatı zehirleyen fâni zevk ve eğlencelere karşı tesirli bir panzehirdir.

İffet, sırat-ı müstakîmdir. “Kuvve-i şeheviye-i behimiye”nin vasat mertebesidir. “Fücur”un ifrat vadilerine ve “humud”un tefrit derelerine sapmadan istikametli yolda sebat etmektir.

İffet, hürriyettir. Şeytanın ve nefs-i emmarenin esiri olmaktan kurtuluştur.

İffet, izzettir. Nimetleri, ihsanları yalnız Allah’tan bilmek, yalnız O’nun kudret elini öpmek, yalnız O’na şükretmek ve yalnız O’na minnettar olmaktır.

İffet, iktisat ve kanaattir. Ahireti kazanmak için verilen elmas kıymetindeki duyguları ve cihazları, cam kırıkları gibi değersiz olan dünya işlerinde tüketmemektir.

İffet, zenginliktir. Bedenin, cismaniyetin fakrı; ruhun, ruhaniyetin zenginliğidir. “İffetlerinden dolayı, tanımayanlar onları zengin zanneder. Bakara 2/273” ayetinin senasına mazhariyettir.

II.

Genel manada iffet, yeme, içme ve cinsel arzularda ölçülü olmak ve aşırılıklardan uzak kalmak olarak anlaşılır. Bediüzzaman da iffeti bu çerçevede “helaline şehveti var, harama yoktur” diye tarif etmiştir. Bununla birlikte Bediüzzaman’ın iffet kavramına daha geniş bir mana yüklediği de dikkat çeker. En geniş manasıyla iffet yemek, içmek, uyumak, konuşmak gibi insanın faydasına olan her şeyde ölçülü yaşamaktır.

Hayâ, sabır, iktisat, kanaat, izzet-i nefis, takva gibi faziletler de iffetten kaynaklanır. Mesela iffet, hakiki hürriyetin esasıdır. Çünkü gerçek hürriyet en başta tutkuların, arzuların baskılarından kurtulmaktır. Kur’an’daki “Nefsinin arzusunu kendisine ilah edinip onun her emrine uyan kimseyi gördün mü? Furkan 25/43”  ayeti, bir yönüyle hem iffet, hem de hürriyet dersidir. Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla hakiki hürriyet “Ne nefsine, ne gayrıya zararı dokunmayacak şekilde yaşamaktır. Haram helal ayrımı yapmadan her türlü eğlencelere ve rezilliklere bağımlılık anlamındaki bir özgürlük ise hürriyet değildir, şeytana amade olmaktır, nefse esir düşmektir.

İffetli bir hayat insanı Cennete layık bir mertebeye çıkarır. İffet, tüm duyguları yaratılış gayesine uygun bir şekilde kullanılmasını sağlayarak yüceltir, kıymet ve şeref kazandırır. Bediüzzaman, göz ve dilden misal vererek, iffetin duygular üzerindeki etkisini şöyle dile getirmiştir:

Meselâ, göz, bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenab-ı Hakka satmayıp, belki nefis hesabına çalıştırsan, geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvat derekesinde bir hizmetkar olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir mütâlaacısı ve şu âlemdeki mu’cizât-ı sanat-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar. Mesela, dildeki kuvve-i zâikayı Fatır-ı Hakîmine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan, o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. Eğer Rezzak-ı Kerîme satsan, o zaman dildeki kuvve-i zâika, rahmet-i İlâhiye hazinelerinin bir nazır-ı mâhiri ve kudret-i Samedaniye matbahlarının bir müfettiş-i şakiri rütbesine çıkar.”

III.

İffet, Kur’anî bir kavramdır. Kur’an’daki iffet ayetlerinden ikisi (“teaffuf”, Bakara 2/273;  “yesta’fif”, Nisa 4/6) başkasının malına karşı tokgözlü, müstağni olmayı; diğer iki ayette ise (“yesta’fif”, Nur 24/33, 60) hayâ ve takva sahibi olmayı teşvik etmektedir.

Kur’an’da iffet denince ilk akla hemen iki isim gelir. İlki Hz. Meryem’dir. Hz. Meryem “İmran’ın kızı Meryem ki, onun iffeti ahsendi.  Tahrim 66/12” denilerek övülmüştür. İkincisi ise Hz. Yusuf’tur (a.s.). Hz. Yusuf (a.s.) da, iffet sınavının bütün basamaklarından alnının akıyla çıkmıştır. Hz. Yusuf’un (a.s.) iffet sınavının ilk basamağı “Allah’a sığınırım. O benim Rabbim’dir. Yusuf 12/23” diyerek Züleyha’nın arzularına kapılmamasıdır. İkinci basamak ise, iffeti ile dünyevi rahatı arasında tercihte bulunması gerektiği anda “Rabbim, zindan bana, beni ona davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Yusuf 12/33” diyebilmesidir. Üçüncüsü, zindandan kurtuluş imkânı hâsıl olduğunda hemen kabul etmeyip “Efendine dön ve ellerini kesen kadınların hali (durumu) nedir, ona sor. Yusuf 12/50” diyerek beraatini daha fazla önemsemesidir. İffet sınavının en zoru olan dördüncü basamakta ise, insanların nazarında beraat ettiği anda ise “Ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, kötülüğü emreder. Yusuf 12/53” diyerek nefsini suçlamasıdır. Hz. Yusuf (a.s.), insanların nazarında aklandığı ve beraat ettiği anda nefsini temize çıkarmamasıyla, iffetini İlahi huzurda da tescil ettirmiştir.

IV.

İffetin en güzel hâli Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) Sünnet-i Seniyyesidir. Dünyevi nimetlerden istifade etmenin ölçülerini O’nun (a.s.m.) iffetli hayatında görebiliriz. Yeme, içme, uyuma, konuşma gibi iffetin teferruatında tüm asırlara hitap eden ölçüler Sünnet-i Seniyyede vardır.

Mesela, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) yemeği helalinden yer, yerken tıka basa yemez, ölçülü yer, sofradan doymadan kalkardı. Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de havaya ayırırdı. Yemekten önce ve sonra ellerini yıkar, yemekten sonra dişlerini misvakla temizlerdi. Yemeğe besmele ile başlar, hamd ederek bitirirdi. Yemek artığı bırakmaz ve kesinlikle israf etmezdi.

Konuşması gayet veciz ve kısa olurdu. Tane tane konuşurdu. Arkadan konuşmaz, aldatmaz, yalan söylemezdi. Muhatabının seviyesine göre konuşurdu. Beden dilini, jestlerini ve mimiklerini etkili bir şekilde kullanırdı. Yönünü konuştuğu kişiye çevirir ve muhatabının yüzüne bakarak konuşurdu. Muhatabını can kulağıyla dinler ve söz sırası kendine geldiğinde konuşurdu. Bağırmadan, kaba üsluptan kaçınarak, çirkin sözlerden uzak durarak konuşurdu.

Erken yatar ve gece yarısı kalkardı. Geceyi zikir, tefekkür ve ibadetle geçirirdi. Uykusu hafifti. Gözü uyur, kalbi uyumazdı. Yatmadan önce dua okur, sağ tarafına yatardı.

İktisat, kanaat, izzet, hayâ, takva gibi iffet hallerinde de, Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) hayatı en güzel misaller ile doludur. Tek bir misalle ile kısa keserek, gerisini siyer kitaplarına havale edelim. Mesela, Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) hayâsı öyle bir derecedeydi ki, kendisi için “Perde arkasındaki bekar kızdan daha hayâ sahibiydi” denilmiştir.

V.

Ahirzaman’ın iffet timsali ise Bediüzzaman Said Nursi’dir. Sünnet-i Seniyyeye harfi harfine bağlı olan Bediüzzaman’ın iffetli hayatından alınacak birçok ders vardır. Bediüzzaman yeme, içme, uyuma, konuşma, haramdan kaçınma gibi iffetin her meselesinde büyük bir duyarlılık sergilemiştir. Onun nefsanî arzuların esaretinden azade hayatı “ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” düsturuna dönüşen harikulade bir iffeti netice vermiştir.

Bediüzzaman, çok az bir gıda ile hayatını geçirmiştir. Adeta, yaşamak için yemiştir. Öyle zamanlar olmuş ki bir ayda üç ekmek ve bir kıyye (1300 gr) pirinç ile gıda ihtiyacını karşılamıştır.

Bediüzzaman’ın iffetli kişiliğinin diğer bir yönü de istiğnasıdır. Bu hayat düsturunu çocukluğundan vefatına kadar taviz vermeden sürdürmüştür. Onun iffetinden kaynaklanan istiğnası “minnetin altına girmektense ölümü tercih etme derecesinde”dir. Bediüzzaman, hayatı boyuncu birçok zahmet ve sıkıntı çektiği halde bu hayat düsturunu terk etmemiştir.

Bediüzzaman, iffetinin hayâ ve takva yönünde de büyük bir hassasiyetle yaşamıştır. Bir misali, gençliğinde Bitlis Valisi Ömer Paşa’nın konağında kaldığında sergilediği iffetli duruştur. Vali Ömer Paşa, zekâ ve faziletinden dolayı genç Said’i evinde iki yıl misafir eder. Hanımı vefat eden Valinin konağında üçü büyük, üçü küçük altı kız çocuğu vardır. Genç Said’in iffetinden kaynaklanan “ilmin izzetini korumak” hassasiyeti, iki yıl boyunca, üç büyük kızları birbirinden ayırt edip tanımasını engellemiştir.

Bediüzzaman’ın iffetine çarpıcı diğer bir misal ise, seküler hayatın hâkim olduğu başkentte yaşanmıştır. Olgunluk yaşlarında yaşadığı bu olayı kendisinden dinleyelim:

Hem kırk sene evvel İstanbul’da Kâğıthane şenliğinin yevm-i mahsusunda, Köprüden ta Kâğıthane’ye kadar Haliç’in iki tarafında binler açık saçık Rum ve Ermeni ve İstanbullu karı ve kızlar dizildikleri sırada, ben ve merhum mebus Molla Seyyid Taha ve mebus Hacı İlyas ile beraber kayığa bindik, o kadınların yanlarından geçiyorduk. Benim hiç haberim yoktu. Hâlbuki Molla Taha ve Hacı İlyas, beni tecrübeye karar verdikleri ve nöbetle beni tarassut ettiklerini bir saat seyahat sonunda itiraf edip dediler: ‘Senin bu haline hayret ettik, hiç bakmadın.’ Dedim: ‘Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin akıbeti elemler, teessüfler olmasından, istemiyorum.’

VI.

İffet, nefsanî arzularda ölçülü olmaktır.

Aklın vasatı hikmet, kalbin vasatı şefkat olduğu gibi nefsin vasatı da iffettir.

Yeme ve içmenin iffeti israf etmemek, iktisat etmektir.

Gözün iffeti harama bakmamak, tefekkür etmektir.

Sözün iffeti gıybet etmemek, sıddîk olmaktır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaşım