Tesviye ahlakı

Tesviye ahlakı

AHLAK ÜZERİNE insanlık tarihi boyunca çok şeyler konuşulmuş, tartışılmış ve yazılmıştır. Bununla birlikte ahlaka dair iki ana anlayıştan/akımdan bahsetmek mümkündür. Birincisi ahlakı beşeri akıl ve kevni düzey ile sınırlayarak yorumlamaktır ki bu felsefi anlayıştır. İkincisi ahlakı yaratıcının varlığı ile irtibatlandırarak anlamlandırmaktır ki bu da nebevi anlayıştır.

Yaratıcının varlığını dikkate almayan (ya da inkâr eden) felsefi anlayış tabiatı ve insanı ilahlaştırır. Bu ise nefsini ve hevasını ilahlaştırmış insanlar arasındaki ilişkilerde çatışma, ayrışma ve yabancılaşmayı netice verir. İnsanlar arasındaki maddi ve manevi mesafeler gitgide artmaya başlar. Zengin-fakir, asil-soysuz, efendi-köle, âlim-cahil gibi tabakalar birbirinden sürekli uzaklaşır ve toplumsal gerilimler ziyadeleşir.

Nebevi ahlak ve bunun en kâmil hali olan Kur’an ahlakında ise insanlar arasındaki tüm maddi ve manevi mesafelerin azaltılmasına yönelik bir ahlaki terbiye dersi vardır. Nebevi terbiyeye göre başta insan olmak üzere tüm “mahlukat mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi oldukları gibi mahlukiyet nisbetinde de birdirler”.[1] Zira Kâinat Sultanının huzurunda varlıkların üstünlük iddiasında bulunması kulluk edebine aykırıdır. Allah’a hizmetkar olan bir insan ne başkasını zorbaca ezmeye çalışır ne de hürriyet ve hukukunu hiçe sayarak kendisi üzerinde baskı kurmaya ve zulmetmeye çalışanlara karşı boyun eğer. İmanından kaynaklanan izzet, cesaret ve şefkat bu dengenin korunmasını sağlar. Buna binaen “iman ne kadar mükemmel olursa o derece hürriyet parlar”.[2]

Nebevi ahlaki terbiyede ahlakın esası esma-i hüsnaya dayanır. Allah’ın her bir isminden tecelli eden yüksek bir ahlak söz konusudur. Âdil isminde adalet, Hakîm isminde hikmet, Kuddüs isminde temizlik, Kerim isminde cömertlik, Vedud isminde sevgi ve Rahim isminde şefkat gibi her ilahi ismin tecellisinde bir fazilet ve bir erdem vardır.

İnsanlar arasındaki maddi ve manevi dengenin sağlanmasında birikimin dağıtılması (tesviye, düzleme) çok önemlidir. Kenan Göçer Yunus Emre’nin hayatını farklı bir perspektiften değerlendirdiği kitabında Yunus’un birikimlerini benlik, madde, anlam-mantık, statü-itibar ve dil-lisan[3] gibi beş alanda düzlediğine/dengelendiğine dikkat çeker. Göçer’e göre bu tesviye tevhid inancının hayata yansımasıdır. “Zira birikimin (bir-iki-m) dağıtılması, iki-ye dönüşen bir-in yeniden bir olmasıdır.[4] Göçer’e göre varlıklar karşısındaki tesviye edici (düzleştirici, dağıtıcı) tavrın arka planında Allah dışında her şeyden uzak olarak hür olma arzusu vardır.[5]

Tesviye ahlakında ilk olarak insanın benliğini tesviye etmesi elzemdir. Yaratılmış olmaktan kaynaklanan birlik ve yaratıcılıktan uzaklık noktasındaki müsavi oluş bunun başlangıç ilkesidir. Sonrasında ise zenginlik, asalet, efendilik, âlimlik gibi her bir nimetin insanlar arasında ayrışmaya ve tahakküme değil dayanışma ve yardımlaşma vesile olduğunun farkına varılarak şükrü eda edilmelidir.

İslamiyet’in her bir rüknü de bu tesviye ahlakının yaşanabilir olmasının birer imkânıdır. İnsanın hiyerarşik düzenden en uzak olduğu ânlar en mükemmel bir tarzda zengin-fakir, sultan-köle herkesin aynı safta ilahi huzurda bulunduğu namazlardır. Oruç ibadeti de toplumsal tabakalar arasındaki maddi ve manevi mesafelerin kapanmasına vesile olan bir ibadettir. Zekât emri ile zengin ile fakir arasındaki mesafeler en insani ve medeni bir tarzda kapatılır. Ayrıca ilim, yetenek gibi Allah’ın ihsanı ve ikramı olan her bir manevi zenginlik de manevi zekâtı verilerek paylaşılması gereken nimetlerdir. Hac ibadeti ise tesviye ahlakının varoluşun tüm düzeylerini kuşatan bir genişlikte eşitlendiği yegâne ibadettir.

Özetle tesviye ahlakı olarak nitelendirilebilecek bu ahlaki tavır Kur’an ahlakının, tevhid hakikatinin ve İslamiyet’in esaslarının insana kazandırmakta olduğu bir yaşam biçimidir. Bu ahlaki anlayış ile iki-lemlerimize sebep olan bütün bir-iki-mlerimizi bir-bir-imiz ile paylaşmamız, dağıtmamız, tesviye etmemiz bizi bir-leştirecek, Bir’in ahlakıyla ahlaklanmamıza vesile olacak ve Kur’an’ın emrettiği birr (iyilik) sırrına erdirecektir, inşallah.


[1] Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, “On Yedinci Lem’a, İkinci Nota”, http://www.erisale.com/#content.tr.3.201

[2] Bediüzzaman Said Nursi, Münazarat, http://www.erisale.com/#content.tr.15.465

[3] Kenan Göçer, Yunus Emre Aslında Ne Dedi?, İkinci Baskı, İstanbul: Lejand, 2021, s. 45.

[4] Göçer, Yunus Emre Aslında Ne Dedi?, s. 47.

[5] Göçer, Yunus Emre Aslında Ne Dedi?, s. 58.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.