Tebzir: Şeytanların kardeşliği

Ahiret pazarının kurulduğu Ramazan-ı Şerif ile bir nebze nefes alsak da, gerçek ihtiyaçlar (hacat-ı zaruriye) ile sahte ihtiyaçların (hacat-ı gayr-i zaruriye) aynı tezgahta satıldığı acayip bir asrın insanlarıyız. Tüketim toplumu denilen devasa bir girdabın çekiminde debelenip duruyoruz. Sahte ihtiyaçlarımız arttıkça iktisatsızlık, kanaatsizlik, israf gibi nice ahlaki sorunla yüzleşmek ve mücahede etmek zorunda kalıyoruz. İktisatsızlık ettikçe kanaatsiz oluyuruz. Kanaatsizliğimiz arttıkça da her türlü israf türünü normalleştiriyoruz. Lakin beterin beteri vardır ya, tüketim çılgınlığımız israflarla da bitmiyor. İnsanı ve insaniyeti bütünüyle tüketen tebzir gibi kötü ahlakları netice veriyor da ya farkında değiliz ya da çaresisiz.

İktisat Risalesi’nin, “İktisat ve kanaate, israf ve tebzire dairdir” cümlesiyle başlamasında bir ahlaki yozlaşma sürecinin işaretleri de var. İlk üç kavram çoğumuzun aşina olduğumuzu düşündüğümüz kelimelerdir. Bu ilahi kavramlar hem Kur’an’da hem de tefsirlerinde sıklıkla zikredilir. Dördüncü kavram olan “tebzir” ise aksine çoğumuzun kavramsal açıdan yabancı kaldığımız fakat hayatımızın da çok uzağında olmayan bir gerçekliktir. Öyle ki israf tümseğini aşmış nice insan tebzir çukuruna düşebilmektedir.

Tebzir kavramı Kur’an’da yalnız İsra suresinde geçer. Surenin 25. ve 26. ayetlerinde ard arda üç defa (tübezzir, tebzir, mübezzirin) farklı terkiplerde tekrarlanır. Ayetlerde en fazla dikkat çeken ise tebzirin “ihvane’ş-şeyatin” yani şeytanların kardeşliği olarak tarif edilmesidir. Şeytanlık, rahmetten, hayırdan ve haktan uzaklaşmanın nihai halidir. İnsanlar ve cinlerin fıtratlarında sonsuz yükselme yolu açıldığı gibi sonsuz alçalma imkanı da vardır. Bu öyle bir manevi yolculuktur ki; iman ve emanet istikametinin zirvesi peygamberlik ve varisliği iken, küfür ve ihanet tünelinin karanlıklı sonu da şeytanlık ve kardeşliğidir.

Ayetin devamında şeytan(lığ)ın “kefur” sıfatına vurgu yapılır. Anlaşılır ki -israftan ayrı olarak dikkat çekilen- tebzirde şeytani sıfatlardan biri olan kefur tohumu gizlidir. Kefur, küfrün mübalağa halidir; nankörlüğün, nimet tanımazlığın çokluğunu ve şiddetini ifade eder; şükür ve şükranın zıttıdır. Sözlük anlamı olarak “bezr” kökünden türeyen tebzir; tohumu doğru yere ekmemek, kaybolmasına ya da çürümesine yol açacak şekilde ölçüsüzce dağıtmak, savurmak gibi manalara gelir.

Bediüzzaman Said Nursi, sünnet-i seniyye meselesini izah ettiği On Birinci Lem’a’nın sonunda israf ve tebzir nüansına dair bazı ipuçları verir:

[Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam] Bütün sünen-i seniyyesinde, ahval-i fıtriyesinde ve ahkam-ı şer’iyesinde hadd-i istikameti ihtiyar edip, zulüm ve zulümat olan ifrat ve tefritten, israf ve tebzirden içtinap etmiştir.

Bu ifadelere dayanarak vasat olan iktisadın ifrat kanadında israfın ve tefrit kanadında da tebzirin bulunduğunu söyleyebiliriz. Mesela haddinden fazla su tüketmek bir israftır. Az da olsa suyu gereksiz yere dökmek ise tebzirdir. Rahmet olan suyu rakı gibi bir haramda kullanmak da tebzirin en bozuk halidir.

Aslında yalnızca insana verilen mal, mülkte değil belki her türlü emanette israf ve tebzir sınavından geçeriz. Göz, kulak, akıl, kalp, hayal, sağlık, gençlik, zaman, ilim gibi insana emanet verilen ne varsa hepsi için hem israf hem de tebzir tehlikesiyle karşı karşıyayız. Öyle ise şu ikaza ne kadar muhtacız:

Senin mahiyetine öyle manevi cihazat ve latifeler vermiş ki bazıları dünyayı yutsa tok olmaz, bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı halde göz bir saçı kaldıramadığı gibi, o latife bir saç kadar bir sıkleti yani gaflet ve dalaletten gelen küçük bir halete dayanamıyor. Hatta bazen söner ve ölür. Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letaiflerini onda batırma!

Bediüzzaman Said Nursi, “israfın en sefihi, tebzirin en sakimi” ifadesini kullanırken ise bir başka ayrıma daha dikkat çeker. İsraf sanki geçici ve cüz’i bir fayda uğruna gaflete dayanan bir aldanış iken, tebzir ise hiçbir faydası olmamakla birlikte akıl ve kalbe yerleşmiş kronik bir hastalık gibidir.

Hasılıkelam, israftan farklı olarak tebzir harcamaların günah ve isyana sürükleyecek tarzda yapılmasıdır. Bu yönüyle tebzir nicelikten öte nitelikle ilgilidir. Az da amaçsızca ya da kötü amaçla yapılan harcamalar israf değil belki tebzirdir. Tebzir malı telef ettirir; ne ferdi ne de içtimai hiçbir fayda ve hayrı bulunmayan bir iştir. Ayrıca nimetlere nankörlük etmenin adet haline getirilişidir ünvanıdır tebzir.

Allah’ım! Bizlere her türlü israftan, tebzirden, şeytanların kardeşliğinden uzak durma güç ve iradesi ver. İktisat ve kanaat ile şereflendir. Emanet yükünün hakkını vermeyi ve emin bir mü’min olmayı bizlere nasip eyle. Amin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir