Dokuzuncu Söz’de namazın rükünlerinin mana ve hakikatleri-1: kıyam

Dokuzuncu Söz’de namazın rükünlerinin mana ve hakikatleri-1: kıyam

DOKUZUNCU SÖZ beş nüktesiyle namazın hakikatinin birçok yönden izah edildiği bir eserdir. Birinci Nükte’de Sübhanallah, Allahüekber ve Elhamdülillah kelimelerinin namazın çekirdekleri olması sırrı açıklanmıştır. İkinci Nükte’de bu üç manevi çekirdeğin manasının inkişaf ederek ibadetin (ve namazın) külli hakikatlerine dönüştüğü beyan edilmiştir. Üçüncü Nükte’de veciz olarak namazın tüm ibadetlerin hulasası olduğu vurgulanmıştır. Dördüncü Nükte namazın beş vaktinden her birinin senelik, asırlık ve devirlik zaman dilimlerindeki iç içe inkılapları, o inkılapların içindeki tasarrufları ve o tasarrufların içindeki nimetleri hatırlatmakta olduğunu ders vermektedir. Beşinci Nükte ise hem her bir namaz vaktinde hissedilen haletiruhiyeyi hem de namazın kıyam, rükû, secde gibi rükünlerinin mana ve hakikatlerini incelikleriyle izah etmektedir.

Bu yazı serisinin odak noktası Beşinci Nükte’dir. Dokuzuncu Söz’ün bu son nüktesi her bir namaz vakti için namazın rükünlerinin mana ve hakikatlerini birbirini bütünleyen farklı tarif ve izahlarıyla nazar-ı dikkate sunmaktadır. Malumdur ki insanın bilmediğini yaşaması mümkün değildir. Öncelikle olabildiğince en iyi ve on doğru bir tarzda bilmek, sonra bildiklerimizi en mükemmel bir şekilde yaşamak ve yaşadıklarımızda da ihlası kazanmaya çalışmak zorundayız. Bu çabada bilginin de, amelin de, ihlasın da herhangi bir sonu yoktur; kemal yolculuğu ömür boyu sürmektedir. Bu kapsamda bu yazı serisinin amacı da kâmil bir namazın rükünlerinin mana ve hakikatine dair bilgi ve tecrübelerimizi yenilemek, nüktelerini yani ince anlamlarını kavramak ve duru bir ihlâsla yaşamak için yeni bir irade, azim ve şevk kazanmaktır.

Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselamın önemini vurguladığı manada tadil-i erkân ile namazı kılmak bir yönüyle rükünleri acele etmeden ve sükûnetle yapmak iken diğer yönüyle de rükünlerin mana ve hakikatlerinin farkındalığıyla huşu sahibi olmaktır.

Her namaz tekbir ve kıyam ile ayakta başlar, tahiyye ve selam ile otururken sona erer. Buna binaen namazın rükünlerinden öncelikle kıyamın hakikat ve manası üzerinde durmak gerekmektedir. Beşinci Nükte’de namazın kıyam rüknünün mana ve hakikatine dair ilk ifadeler öğle (zuhr) namazı anlatılırken şöyle zikredilmiştir:

Ruh-ı beşer o tazyikten kurtulup, o gafletten sıyrılıp, o manasız ve bekasız şeylerden çıkıp, Kayyum-ı Bakî olan Mün’im-i Hakikinin dergâhına gidip el bağlayarak yekûn ni’metlerine şükür ve hamd edip ve istiâne etmek…

Kıyam için öncelikle dünyanın manasız, bekasız ve gaflet verici hallerinden sıyrılma ve kurtulmanın gerekli olduğu vurgulanmıştır. Bu başarıldığı ölçüde Kayyum-ı Bakî olan Allah’ın huzuruna çıkmak ve el bağlamak mümkün olabilmektedir. Allah rızasını kazanmak için harekete geçip ayağa kalkıp kıyam etmekle Kayyum isminin; fani ve bekasız şeyleri terk edip ilahi dergâha yönelmekle de Bakî isminin tecellilerine mazhar olunabildiğini söyleyebiliriz. Bunların ardından şükür ve hamd, istiane gibi kulluk vazifelerinin yerine getirilmesine dikkat çekilmiştir. Bu iki vazifenin kökleri Fatiha’daki اَلْحَمْدُ لِلّٰ ve وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ilahi kelimelerinin kalben ve lisanen zikrine dayanmaktadır. Kıyam rüknünün öğle namazı kısmında Fatiha’daki gaibane ve hazırane muhatabiyetten kaynaklanan kulluk vazifelerinden birer misali zikredilmiştir. اَلْحَمْدُ لِلّٰ diyerek şükür ve hamd etmek gaibane ubudiyetin, وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ diyerek istiane de hazırane ubudiyet vazifelerinin birer numunesidir. (Namazdaki ve ibadetlerdeki gaibane ve hazırane muhataba suretindeki kulluk vazifeleri tafsilli olarak On Birinci Söz[1] ile Yirmi Üçüncü Söz’de[2] izah edilmiştir.)

Kıyamın mana ve hakikati ikindi (asr) namazı bağlamında şu ifadelerle dile getirilmiştir:

Kadîm-i Bakî ve Kayyûm-ı Sermedînin dergâh-ı Samedâniyesine arz-ı münâcât ederek, zevalsiz ve nihayetsiz rahmetinin iltifatına iltica edip, hesabsız ni’metlerine karşı şükür ve hamd ederek…

Günün zevale koştuğu ve güneşin batmaya yaklaştığı bir vakitte başta güneş ve güneş sisteminin ve ayrıca tüm varlığın yaratıcısı ile muhatabiyet Kadîm-i Bakî ve Kayyûm-ı Sermedî isimlerinin tecellilerinin ufuklarında gerçekleşmektedir. Mevsimler, insan ömrü ve kâinatın yaşlılık dönemlerini temsil eden bir vakitte iç içe ayrılık acıları yaşayan bir kalp ve ruh için bu isimlerle Allah’a yönelmek tüm dertlerinin şifası hükmüne geçmektedir. Zeval, firak, elem gibi ebedi yaralardan necat bulmanın en güzel tarzı ikindi namazının huzuruyla Samedaniyet dergahına münacat etmekle elde edilmektedir. Hem Besmele hem de Fatiha suresinde اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ denilerek sonsuz rahmetin iltifatına iltica edilirken اَلْحَمْدُ لِلّٰ sözüyle de sayısız nimetlere şükür ve hamd etme vazifeleri yerine getirilmektedir. Hem öğle hem de ikindi vakitlerinde kıyamdaki şükür ve hamd vazifesine dikkat çekilmişken ikindi vaktinde rahmetin iltifatına iltica vazifesi de belirtilmiştir.

Akşam (mağrip) vaktinin tasvirinin yapıldığı kısımda ise kıyamın mana ve  hakikati daha detaylı bir şekilde söze dökülmüştür:

Kadîm-i lemyezel ve Bakî-i lâyezâlin Arş-ı Azametine yüzünü çevirip, bu fânîlerin üstünde Allahuekber deyip onlardan ellerini çekip, hizmet-i Mevla için el bağlayıp Dâim-i Bakî’nin huzurunda kıyam edip Elhamdülillah demekle kusursuz kemaline, misilsiz cemaline, nihayetsiz rahmetine karşı hamd ü sena edip اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَعِي demekle muînsiz Rubûbiyetine, şeriksiz Ulûhiyetine, vezirsiz saltanatına karşı arz-ı ubudiyet ve istiane etmek…

Bu kapsamlı cümlede önce istikbal-i kıble ve tekbirin manasına işaret edildikten sonra yine Fatiha suresindeki kulluk muhatabiyetlerinden bazıları vurgulanmıştır. Akşam namazında kıbleye yönelirken Kadîm-i lemyezel ve Bakî-i lâyezâl olan Allah’ın Arş-ı Azametine teveccüh edildiğine, yüz çevirildiğine dikkat çekilmiştir. Namaz ehlinin yatay eksende Kâbe’ye yönelirken dikey eksende ise aslen Arş-ı Azam’a müteveccih olma şuurunu taşıması gerektiği belirtilmiştir. Akşam vakti kışı, ölümü, kıyameti hatırlatan bir vakit olduğu için zaman ve mekandan münezzeh, her daim var olan, tecellileri son bulmayan, hiçbir şeyi yok etmeyen ve her şeye birçok yönden beka kazandıran bir yaratıcıya yöneldiğimiz ve kulluğumuzun yalnız O’na olması gerektiğinin farkına vardığımız bir zaman dilimidir. Kadîm-i lemyezel ve Bakî-i lâyezâl isimleri bu manaları çağrıştırarak akşam namazının hakikatine derinlik kazandırmaktadır. Ardından tekbirin fani varlıklarından el çekip Allah’ın hizmetine girmenin unvanı olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca Dâim-i Bakî olan Allah’ın huzurunda el bağlamanın bu hizmete âmâde oluşun belirtisi olduğuna dikkat çekilmiştir. Fatiha’da (öğle vaktinde olduğu gibi) yine hamd ü sena ve istiane manalarına dikkat çekilmiş ama tarif ve tasvirler biraz daha detaylandırılmıştır. Elhamdülillah demenin Allah’ın sonsuz rahmetininin yanı sıra kusursuz kemal ve misilsiz cemaline yönelik hamd ve sena olduğu hatırlatılmıştır. İnsanın yalnız O’na ibadet ettiği (arz-ı ubudiyet) ve O’ndan yardım beklediği (istiane) Zat’ın sahip olduğu hususiyetlere ise üç yönden dikkat çekilmiştir; mabudun ne rububiyetinde yardımcısı ne uluhiyetinde ortağı ne de saltanatında veziri söz konusudur. Bu şuur içerisinde bir muhatabiyet ise namazının kıyamında fatihayı tilavet eden kişinin ilahi huzurda elpençe divan durmasının anlamını derinleştirmektedir.

Yatsı (işa) vaktinde tasvir edilen kıyam hakikati ise diğer vakitlere kıyasla daha detaylı olup dikkatlerimizi daha farklı manalara odaklamaktadır:

Hem Fatiha ile başlamak yani bir şeye yaramayan ve yerinde olmayan nâkıs, fakir mahlûkları medih ve minnettarlığa bedel bir Kâmil-i mutlak ve Ganî-i mutlak ve Rahîm, Kerîm olan Rabbü’l-alemîni medh ü sena etmek, hem اِيَّاكَ نَعْبُدُ hitâbına terakki etmek yani küçüklüğü, hiçliği, kimsesizliği ile beraber Ezel ve Ebed Sultanı olan مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ’e intisabıyla şu kâinatta nazdar bir misafir ve ehemmiyetli bir vazifedar makamına girip اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَعِي demekle bütün mahlukat namına kâinatın cemaat-i kübrası ve cemiyet-i uzmasındaki ibadât ve istianâtı O’na takdim etmek, hem اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ demekle istikbal karanlığı içinde saadet-i ebediyeye giden nurani yolu olan sırat-ı müstakîme hidayeti istemek…

Bu paragrafın en başta dikkat çeken yönü Fatiha’nın manasına odaklanılması ve surenin özet olarak ancak geniş bir bakış açısıyla tefsir edilmesidir. (Fatiha’nın daha geniş tefsirleri cezalet yönüyle İşaratü’l-İ’caz’da,[3] iman hakikatleri açısından ise Şualar’ın On Yedinci Şua’ı olan El-Hüccetü’z-zehra[4] isimli risalesinde yapılmıştır.) Öncelikle Fatiha’nın fatihası olan اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ayetinin medih ve senaya yalnız Allah’ın layık olduğu, yaratılmış olan hiçbir şeyin ise ne methe ne de minnettarlığa liyakatinin olmadığı manasını ders verdiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda Kâmil-i mutlak, Ganî-i mutlak, Rahîm ve Kerîm isimleri zikredilerek medih ve senaya ancak bu isim ve unvanlara sahip bir zatın layık olabileceği belirtilmiştir. Varlıkların ise noksan, kusurlu, fakir, yetkisiz, işlevsiz, kararsız, bekasız olmaları gibi manalar hatırlatılarak ve çağrıştırılarak hiçbir şekilde medih, sena ve minnettarlığın kaynağı olamayacakları nazır-ı dikkate sunulmuştur.

Ardından gaibane ubudiyetten hazırane ubudiyete geçmek yani اِيَّاكَ نَعْبُدُ hitâbına terakki etmek için مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ olan Ezel ve Ebed Sultanı’na bağlanmak gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca tüm zamanlarda ve mekanlarda hükmü geçen, insanı tüm varlık âlemi içinde özel kılıp nazdar bir misafir ve ehemmiyetli bir vazifeli yapan, ruhlar âleminden haşre ve ebediyet yurduna kadar uzun bir yolculuğa çıkaran bir yaratıcının kulluk edilmeye ve sığınılmaya layık yegane varlık olduğu vurgulanmıştır.

Risale-i Nur’un başka eserlerinde tafsilli olarak izah edilen اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَعِي ayetindeki kef ve nun nüktelerine[5] ise burada kısaca işaret edilmiştir. Gayptan huzura çıkmak şeklinde özetlenebilecek bu kulluk makamında ben yerine biz denirken kâinat büyük bir cami ve içindeki her şey ise Allah’ı zikreden varlıklar olarak anlamlandırılmaktadır. Biz manasının külliyetine öncelikle tüm müminler, sonra kâinattaki tüm varlıklar ve üçüncü olarak da insan vücudundaki tüm zerreler ve ruhundaki tüm his ve latifeler dahil edilmektedir. İnsan da namazında bu manada bir külli şuur ve ubudiyetle zerrelerden yıldızlara tüm varlıkların ibadetlerini ve dualarını Cenab-ı Hak’ka takdim etme niyetini arz etmektedir.[6]

Son olarak ise Fatiha’da Allah’tan istiane edilen en büyük nimet olan sırat-ı müstakîmin bir nurani yol olduğu ve bu yolun ise insanı geleceğin karanlıklarından ebedi saadetin aydınlıklarına çıkaracağı müjdesi dile getirilmiştir.

Kıyamın mana ve hakikatine dair nükteleri özetlersem şunları not edebilirim: Dokuzuncu Söz’ün Beşinci Nükte’sinde sabah namazı haricinde dört vakitte de kıyamın mana ve hakikatine dair izahlar yer almıştır. Bu izahlar öğle ve ikindi namazında daha mücmel, akşam ve yatsı vakitlerinde ise daha tafsilli bir tarzda yapılmıştır. Öncelikle kıyam duruşunun mabud-abd muhatabiyeti açısından farklı manalarına odaklanılmıştır. Bu muhabiyetin Kayyum-ı Bakî, Kadîm-i Bakî, Kayyûm-ı Sermedî, Kadîm-i lemyezel, Bakî-i lâyezâl gibi birçok ismin tecellilerine dayandırılması izahları hem zenginleştirmiş hem de derinleştirmiştir. Kıyamın olmazsa olmazı Fatiha suresinin tilavet edilmesidir. Beşinci Nükte’de Fatiha’daki ilah tasavvuru, kâinat algısı ve kulluk vazifelerine dair birçok manaların ipuçlarının (başka risalelerdeki tafsilli izahları çağrıştırılacak bir tarzda) nazar-ı dikkate sunulduğu görülmektedir.


[1] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, On Birinci Söz, http://www.rne.com.tr/risaleinur-kulliyati/index.php?kitap=0&risale=71&sayfa=187

[2] Nursi, Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, http://www.rne.com.tr/risaleinur-kulliyati/index.php?kitap=0&risale=190&sayfa=441

[3] Bediüzzaman Said Nursi, İşaratü’l-İcaz, http://www.rne.com.tr/risaleinur-kulliyati/index.php?kitap=5&risale=1186&sayfa=30

[4] Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, On Beşinci Şua, http://www.rne.com.tr/risaleinur-kulliyati/index.php?kitap=3&risale=1084&sayfa=747

[5] Nursi, İşaratü’l-İcaz, http://www.rne.com.tr/risaleinur-kulliyati/index.php?kitap=5&risale=1186&sayfa=42; Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, http://www.rne.com.tr/risaleinur-kulliyati/index.php?kitap=1&risale=-1&sayfa=560

[6] Namaz ve ibadetlerdeki külli niyet ve külli itikat hakikatlerinin izahına dair bkz. Nursi, Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, İkinci Meyve, http://www.rne.com.tr/risaleinur-kulliyati/index.php?kitap=0&risale=209&sayfa=483

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.