Dokuzuncu Söz’de namazın rükünlerinin mana ve hakikatleri-2: rükû

Dokuzuncu Söz’de namazın rükünlerinin mana ve hakikatleri-2: rükû

BİR ÇEKİRDEKTEN meyve veren ağaca kadar mertebeler olduğu gibi namazın da inkişaf ve tenevvür dereceleri vardır. Bir çekirdek kendi ağacının programını icmalen içerir ancak meyveli ağacın tafsilli hakikatine mazhar değildir.[1] Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselamın namazından bir velinin namazına ve tâ günahkar bir mümin namazına kadar da birçok dereceler söz konusudur. Buna binaen bize düşen en önemli bir vazife namazımızın hakikatinin inkişaf ve tenevvürü için ciddi gayret göstermek olmalıdır.

Namazın kıyamdan sonraki rüknü olan rükûun hakikatinin inkişaf ve tenevvürüne dair zarif manalar Dokuzuncu Söz’ün Beşinci Nükte’sinden ders alınabilmektedir. Kıyam bahsine benzer şekilde rükû hakkında da Beşinci Nükte’nin sabah vaktinde herhangi bir kayıt yer almazken öğle ve ikindi vakitlerinde mücmel, akşam ve yatsı vakitlerinde ise nispeten daha tafsilli beyanlar mevcuttur.

Beşinci Nükte’de öğle namazının manası izah edilirken rükûun hakikati şöyle dile getirilmiştir:

Celal ve azametine karşı rükû ile aczini izhar etmek…

Bu vurgudan rükûun Allah’ın celal ve azametinin hissedildiği bir kulluk makamı olduğunu anlamaktayız. Celal ve azamet ise yücelik ve aşkınlık manasında olduğundan Allah’ı tenzih makamıdır. Cenab-ı Hak yarattığı hiçbir şeye benzemeyen, sonsuz kudret sahibi, zaman ve mekandan münezzeh, ezeli ve ebedi isim ve sıfatlar sahibi bir yaratıcıdır. Yaratıcısını bu manada tanımaya başlayan bir insan ise aczinin derecelerini fark edecektir. Celal ve azamet karşısında aczini hissettikçe ise bu hâlini kalben, lisanen ve bedenen ifade etmenin yollarını arayacaktır. Mabudiyetin huzurunda bu ifade biçiminin en mükemmel ve en makbul tarzının ise namazdaki rükû olduğu anlaşılmaktadır.

İkindi namazının hakikati anlatılırken ise rükûun bir başka manası zikredilmiştir:

İzzet-i rubûbiyetine karşı zelilâne rükûa gidip…

Allah izzet sahibidir ve bir ismi de Aziz’dir. Allah’ın rububiyet derecesindeki saltanatında sonsuz bir izzeti vardır. Rububiyetin izzeti terbiye ettiği varlıkların kendisine boyun eğmesini ve itaat etmesini gerektirir. Rükû bu manada mabudun izzet-i rububiyeti karşısında abdin zelil oluşunu fark etme makamıdır. Lakin burada zelilâne rükûa gitmeyi mana içeriği boşaltılmış bir değersizleşme, aşağılanma ya da şeref yoksunluğu olarak düşünmemek gerekir. Nasıl ki karanlığın şiddeti derecesinde aydınlık daha fazla parlıyor, fakirliğin şiddeti derecesinde Gani ismi ve acizliğin şiddeti derecesinde Kadir isminin tecellileri daha mükemmel anlaşılıyor bunun gibi insan rububiyetin izzetini zilletinin/tevazuunun derecelerinde fark ediyor. Bunun yanı sıra rükû ile mabuduna itaatini gösteren bir abd tüm varlık karşısında gerçek anlamda elîm bir zilletin en aşağı derekelerine inmekten âzad oluyor. Mabuduna karşı zilleti/tevazuu onu tüm varlık karşısında en büyük bir izzet makamına taşıyor, hilafete liyakatini ispat etmesini sağlıyor.

Akşam vaktindeki rükû tarifi ise öğle ve ikindi namazlarındaki mücmel ifadelere göre daha tafsilli yapılmıştır:

Hem nihayetsiz kibriyasına, hadsiz kudretine ve aczsiz izzetine karşı rükûa gidip bütün kâinatla beraber zaaf ve aczini, fakr ve zilletini izhar etmekle سُبْحَانَ رَبِّىَالْعَظِيمُ deyip Rabb-i Azîmini tesbih edip…

Bu ifadelerde mabudiyet makamı nihayetsiz kibriya, hadsiz kudret ve aczsiz izzet vasıflarıyla tasvir edilmiştir. Bu kavramlar öğle namazındaki celal ve azamet, ikindi namazındaki izzet-i rububiyet kavramlarını takviye edici mana derinliklerine sahiptir. Buna mukabil abdin ise zaaf, acz, fakr ve zilletini rükûu ile gösterdiği belirtilmiştir. Akşam vaktindeki tarifte dikkat çeken bir mana ise namazdaki rükûun kâinat çapında zaaf, acz, fakr ve zilletin külli hakikatlerini temsil etmekte olduğunun hatırlatılmasıdır. Rükû makamı hem beden hem dil hem de kalple gerçekleştirilen bu külli hissiyatın ve muhatabiyetin en makbul bir hâlidir.  سُبْحَانَ رَبِّىَالْعَظِيمُ cümlesi ise rükûdaki (insanın ve tüm kâinatın) beden dilini hem insan diline çevirmekte hem de kalbin külli hissiyatına en mükemmel bir manada tercüman olmaktadır.

Yatsı namazının tasvirinde zikredilen rükû manası ise şöyle kelimelere dökülmüştür:

Hem şimdi yatmış nebatât, hayvanât gibi gizlenmiş güneşler, hüşyar yıldızlar birer nefer misillü emrine musahhar ve bu misafirhane-i âlemde birer lambası ve hizmetkârı olan Zat-ı zülcelalin kibriyasını düşünüp Allahuekber deyip rükûa varmak…

Rükûun hakikatini beyan eden bu ifadelerde mabudiyetin sadece kibriyasına vurgu yapılmıştır. Ancak kibriya hakikati yatsı vaktinin insana yaşattığı atmosfer çerçevesinde etkileyici bir üslupla tasvir edilmiştir. Bu tasvirde kâinat büyük bir ordugâha benzetilmiştir. Yatsı vaktinde bitki ve hayvanlardan güneşlere sayısız varlığın karanlık perdesi altında gizlendiği, yıldızların ise birer nöbetçi gibi vazifelerinin başına geçtiğine dikkat çekilmiştir. Ayrıca âlemler birer misafirhaneye benzetilerek yıldızlar misafirhanenin lambaları ve diğer varlıklar da hizmetlileri olarak tasvir edilmiştir. Her iki temsil de Allah’ın kibriyasının her sınıf ve tabakadan insan tarafından daha iyi anlaşılabilmesini temin etmektedir. Allah’ın kibriyasını dile getirmenin en mükemmel ifadesi ise Allahuekber zikridir. Kıyamdan rükû varırken (ve tüm rükünler arasında) Allahuekber demenin bir hakikati de bu perspektiften daha iyi anlaşılabilmektedir.

Mabud ile abd arasında rükûda gerçekleşen muhatabiyetleri özet olarak sıralamak isteğimizde karşımıza şu tablo ortaya çıkmaktadır.

Vakit Mabud Abd
Öğle (Zuhr) celal ve azamet aczini izhar
İkindi (Asr) izzet-i rubûbiyet zelilâne
Akşam (Mağrip) nihayetsiz kibriya, hadsiz kudret ve aczsiz izzet bütün kâinatla beraber zaaf ve aczini, fakr ve zilletini izhar etmek
Yatsı (İşâ) kibriya  –

Cenab-ı Hak rükûun bu gibi mana ve hakikatlerinin şuuruna ererek namazımıza aksettirmeyi ve ibadetlerimizi tekmil etmeyi bizlere nasip eylesin. Namazımızın çekirdek mahiyetindeki hakikatini inkişaf ettirebilmeyi ve bu vesileyle Mabud-ı zülcelalin celal, azamet ve izzetinin şânını yakışır bir tarzda muhatap ve abd olabilme bahtiyarlığına erişebilmeyi de bizlere ihsan eylesin, âmin.


[1] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz, http://www.rne.com.tr/risaleinur-kulliyati/index.php?kitap=0&risale=-1&sayfa=367

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.