Tesadüf, kuvvet, tabiat, sebepler birçoğumuzun gün içinde en sık kullandığımız kelimeler arasındadır. “Güzel tesadüf…”, “müthiş kuvvet…”, “tabii sonuç…”, “şu sebepten…” kelimelerinin geçtiği cümleleri çokça kullanırız. Fakat bu gibi kelimeler aslında iki ucu keskin bıçaktır. Anlam derinliklerine sızmış bir küfür zehri belki hiç farkında olmaksızın maneviyatı öldüren şirk yaralarına giriftar eder.

Tabiat Risalesi’nde bu dehşetli manevi tehlikeye işaret edilir. “Esbab bu şeyi icad ediyor”, “Tabiidir, tabiat iktiza edip icad ediyor” gibi cümlelerde “dinsizlik kokusu” olduğundan bahsedilir.

Ey insan! Bil ki insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden dehşetli kelimeler var, ehl-i iman bilmeyerek istimal ediyorlar.

Risale-i Nur’un anlam dünyasında “tesadüf”, “kuvvet”, “tabiat” ve “esbab” kelimelerinin ehemmiyetine binaen yeniden biçimlendirildiğine şahit oluruz. Bunun en bariz hali de bu dört kelimenin ard arda zikredildikleri terkiplerdir. Hüve Nüktesi, Pencereler Risalesi, Esma-i Sitte Risalesi, İkinci Şua, Ayetü’l Kübra ve El Hüccetü’z Zehra gibi en ince tevhid sırlarını tefekkür ettiren risalelerde dikkat çekici bir kullanım dikkatimizi çeker. Bu yazıda bahsettiğim kullanımın detayları üzerinde kısa bir tefekkür çabasına şahit olacaksınız.

Yukarıda bir kısmını saydığım tevhid risalelerinde “tesadüf”, “kuvvet” ve “tabiat” kavramlarının önlerine belirli sıfatlar konularak (çoğunlukla “serseri”, “kör” ve “sağır”) bir hakikat zinciri oluşturulur. Bazen bu üç kavrama dördüncü olarak “esbab” da eklenir. İstisnai olarak ise bu zincir biraz daha uzatılıp bir beşinci olarak ya “unsurlar” ya da “maddeler” kelimeleri de başlarına yine farklı sıfatlar alarak ilave edilir.

Öncelikle bu üçlü (bazen dörtlü ya da beşli) kavram kümesinin öncesinde kullanılan sıfatların analizini yapalım:

Risale-i Nur Külliyatı’nda “serseri tesadüf” tabirinin maksat gözetilerek kullanıldığına şahit oluruz. Bununla birlikte bazen tesadüf kavramından önce “kanunsuz”, “sersem”, “şuursuz” ve “kör” sıfatlarının da tercih edildiği görülür. Fakat özellikle son teliflerinde, yani Otuzuncu Lem’a’dan sonra -tek bir istisna dışında- “serseri tesadüf” ibaresinde karar kılındığı da dikkat çeker.

Kuvvet kavramı ise bu üçlü (ya da beşli) silsilede ekseriyetle “kör kuvvet” terkibinde kullanılmıştır. Yalnızca bir yerde “mizansız” sıfatı da eklenerek “mizansız, kör kuvvet” ifadesi tercih edilmiştir.

Tabiat kavramı bazen “sağır tabiat” bazense “şuursuz tabiat” şeklinde tercih edilmiştir. Bu tercihin iki istisnası vardır. Bir yerde “şuursuz, zulmetli” kelimesi, başka bir yerde ise “gayesiz, mizansız, şuursuz” şeklinde kullanımı da görülür.

Dördüncü kavram olan “esbab”a getirilen sıfatlarda ise “camid” kelimesi daha sıklıkla tercih edilmiştir. Bununla birlikte “karışık”, “hedefsiz”, “aciz”, “cahil”, “şuursuz” sıfatlarının yer yer kullanıldığına şahit olunur.

Zincirin beşinci halkası ise “aciz, camid, cahil maddeler”, “basit, istilacı unsurlar” ve “kayıtsız ve her yere dağılan ve karıştıran unsurlar” gibi terkiplerden meydana gelmiştir.

Şimdiye kadar analiz ettiklerimiz sistematize ettiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkar:

Kaynak Tesadüf Kuvvet Tabiat Esbab Diğer
Sözler, s. 148. serseri kör sağır karışık, hedefsiz aciz, camid, cahil maddeler
Sözler, s. 149. kör sağır camid ve hedefsiz
Sözler, s. 483. kanunsuz sağır şuursuz kör ittifak
Sözler, s. 598. sersem kör sağır aciz, camid
Sözler, s. 607. senin gibi serseri kalbin gibi kör kafan gibi sağır senin gibi aciz, camid, cahil
Mektubat, s. 88. kör şuursuz camid
Lem’alar, s. 302. serseri mizansız, kör şuursuz, zulmetli
Lem’alar, s. 306. serseri kör gayesiz, mizansız, şuursuz
Şualar, s. 13. kör şuursuz
Şualar, s. 18. şuursuz kör sağır
Şualar, s. 53. serseri kör şuursuz
Şualar, s. 108. serseri kör şuursuz
Şualar, s. 142. serseri kör şuursuz camid kayıtsız ve her yere dağılan ve karıştıran unsurlar
Şualar, s. 522. serseri kör sağır camid, cahil, aciz
Şualar, s. 560. serseri kör sağır camid, şuursuz basit, istilacı unsurlar

Bu paragrafa kadar meselenin panoramasını çizmeye gayret gösterdim. Bundan sonra ise bu panoramanın Risale-i Nur’un anlam dünyasında nelere karşılık geldiği üzerinde kısa bir tefekkür çabası içerisinde olacağım.

Malumdur ki; en sıradan bir şeye dahi sayısız hikmetler takanın şuursuz, akılsız ve ilimsiz; her şeyi eşsiz bir şekilde güzelleştirenin kör ve kalpsiz (basarsız ve basiretsiz); sözle ve halle istenilen her arzu ve ihtiyacı işitip sürpriz bir şekilde karşılayanın da sağır ve kudretsiz olması düşünülemez. Öyle ise her şeyi birçok hikmetler, güzellikler ve ihtiyaçlarla yaratan bir zatın sonsuz ilim, irade, kudret, basar, sem’, kelam, hayat gibi sıfatlar sahibi olması zaruridir. Yine denilebilir ki “şuursuz ve serseri” tesadüfün, “kör” kuvvetin, “sağır ve şuursuz” tabiatın ve “camid” sebeplerin kabiliyetsizliklerine binaen zerre-miskal yaratılışa müdahaleleri mümkün değildir.

Karanlığın şiddeti derecesinde ışığın parlaklığının anlaşılması misali tesadüf, kuvvet ve tabiat ancak zıtlık cihetiyle ilahlarını gösteren perdelerdir. Körlükleriyle Basir’e, sağırlıklarıyla Semi’e, şuursuzluklarıyla Mürid’e, serserilikleriyle Hakîm’e, camidlikleriyle Hayy’a, zulmetli oluşlarıyla Nur’a, acizlikleriyle Kadir’e, cehaletleriyle Alim’e ayinedarlık ederler.

Remzî ve imaî manasıyla, öncelikle “kör” ve “sağır” sıfatları olmak üzere “serseri”, “şuursuz”, “zulmetli”, “gayesiz”, camid”, “aciz, “cahil”, “istilacı”, “karışık”, “basit”, “hedefsiz” gibi ifadeleri kullanan Bediüzzaman, manen mücahede ettiği -başta Deccal ve Süfyan komitesi olmak üzere- firavunlaşmış, belki şeytanlaşmış ehl-i zındıka ve dinsiz filozofların menfi özelliklerine de işaret etmektedir.

Rivayetlerde “Deccalın bir gözü kördür” diye nazar-ı dikkati gözüne çevirerek Büyük Deccal’ın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kafir-i mutlak bulunduğundan, yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek gözü var ve akıbeti ve ahireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder. (Şualar, Beşinci Şua, s. 514).

Ezeli kelam olan Kur’an’da “kör” ve “sağır” (summ, umy) kelimeleri mecazi manada geçer. Hakka, hidayete, ahirete karşı algılarını bilinçli bir şekilde duyarsızlaştırma manasını ihtar eder.

Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. (Bakara 2/18).

Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. (Neml 27/80).

Sağırlara sen mi duyuracaksın yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin? (Zuhruf 43/40).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir