Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

Haydi zafere!

Haydi zafere!

minare

Davet edilmekten hoşlanır insan. Davette hatırlanmak, önemsenmek vardır çünkü. Davetlerin en güzeli, en kıymetlisi ise ilahi huzura çağrıdır. Ezan, bir çağrıdır, bir davettir.

Evet, ezan çok özel bir davettir. Fakat ezan yalnız namaza çağrı değildir. Namaza davet binler hikmetlerinden sadece biridir. İslami simgelerden (şeair-i İlahî) biri olan ezanın tevhid ve ubudiyet eksenli yüksek hakikatleri vardır. Şöyle ki: “Nev-i beşer namına yahut o şehir ahalisi namına, hilkat-i kâinatın netice-i uzması ve nev-i beşerin netice-i hilkati olan ilân-ı tevhid ve rububiyet-i İlâhiyeye karşı izhar-ı ubudiyete vasıta (Mektubat, s. 386)” bir yüce davettir ezan.

Günümüz şehir hayatının koşuşturmasında ezan sesini işitmek, vakit ayırıp dinlemek çoğu kişi için epey müşküldür. Ezanı heyecanla dinlemekten mahrum bir ruhun vaktinde namaz kılma iradesi sergilemesi ve geciken namazında kâmil manada bir huzuru yakalaması pek mümkün olamıyor. Ne zaman ki iştiyakla bir ezan dinleniyor ve manaları tefekkür ediliyorsa ilahi huzura çıkmak için ciddi bir şevk taşınabiliyor.

Ezanın her bir cümlesi insanı ruhen, kalben, aklen, sırren derin tefekkürlere sevk eder. Bu hakikatle birlikte ezan tefekkürlerimde “hayye ale’l felah” ifadesi beni bir duraksatmıştır. Çünkü bu cümlenin “haydi, kurtuluşa!” manasındaki klasik yorumunu pek tatmin edici bulmamışımdır. “Felah” ifadesini “kurtuluş” manasına hapsetmem anlam dünyamda her daim ciddi bir eksiklik hissine kapılmama yol açmıştır. Ta Yirmi Beşinci Söz olan Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesini okuyuşuma kadar…

Yirmi Beşinci Söz, Kur’an’ın kırk yönden mu’cize oluşunun ispat edildiği bir risaledir. Bu kırk mu’cizevî yönden biri de “lafzındaki camiiyet” hakikatidir. Kur’an’ın lafzı olan ayetlerde, kelimelerde, harflerde, hatta sükûtunda dahi camiiyet söz konusudur. Bir harf ile değil, belki Kur’an tek bir harf bile zikretmeyip sükût ederek, yani sessiz kalarak çok kapsamlı manaları –farklı tabakalardaki insanlara- ders vermiş mu’cizevî bir kelamdır.

Bediüzzaman, sükûttaki camiiyet hakikatini izah ederken “ulâike humu’l muflihûn” (Bakara 2/5) ayetini misal verir. Ayette geçen “muflihûn” kelimesindeki felahı “zafer” manasında yorumlayarak camiiyeti şöyle izah eder: “… bir sükût var, bir ıtlak var. Neye zafer bulacaklarını tâyin etmemiş, tâ herkes istediğini içinde bulabilsin. Sözü az söyler, tâ uzun olsun…”

Klasik yaklaşımın esaretinden kurtulamamış akıllar, felahı kurtuluş manasıyla sınırlar. Oysa Allah ezeli kelamında felahın manasını mutlak bırakmıştır, her hangi bir kayıtla sınırlamamıştır. Sınırlamadığı için de herkes istediği manayı içinde bulabilmiştir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle sanki felah isteyen farklı meşreplerdeki insanlara Allah şöyle seslenmiştir: “Ey Müslümanlar, müjde size! Ey müttakî, sen Cehennemden felâh bulursun. Ey sâlih, sen Cennete felâh bulursun. Ey ârif, sen rızâ-i İlâhîye nâil olursun. Ey âşık, sen rü’yete mazhar olursun. Sözler, s. 358.

Kur’an’ın bütünü incelediğimizde “felah”ın Kur’an’da sıkça zikredilen çok ehemmiyetli bir kavram olduğu görülür. Kur’an’da felah manası “müflihûn”, “tüflihûn” ve “eflaha” gibi terkipler halinde yaklaşık kırk yerde geçmiştir. Kur’an’da bu derece ehemmiyet verilen bir kavramın ezanda hususi bir makam kesb etmesi ehemmiyetli bir sırra işaret etmektedir.

Felahı Kur’an’daki kapsamlı hakikatiyle düşündüğümüzde “hayye ale’l felah” ifadesi çok zengin mesajları taşır. Klasik yorum çerçevesinde felahın “haydi kurtuluşa” manası yalnız takva ehline (müttaki) hitap eden bir manadır. Çünkü takva ehli için en önemli mesele Cehennemden kurtuluştur. Namaz da “Muhakkak ki namaz fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ankebut 29/45” ayetinin ifade ettiği gibi insanı her türlü kötülüklerden alıkoyarak Cehennemden kurtuluşa en önemli bir vesiledir. Oysa Kur’an yalnız müttakilere hitap etmez.

Felah “zafer” manasında da anlaşılır. Bu mana çerçevesinde “hayye ale’l felah” ifadesi “haydi zafere!” yorumuyla manevi bir cihad çağrısına dönüşür. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Bedir gazvesinden sonra Sahabelerine “Ne kutlu cihad-ı asgar’ı yapanlara! Ancak cihad-ı ekber bir farz olarak onları beklemektedir.” ihtarını yapmıştır. Ezanda bu manada bir cihad-ı ekber çağrısı da vardır denilebilir. Nefs-i emmare ile ömür boyu süren cihad-ı ekberde muzaffer olmak için en tesirli manevi silah namaz olsa gerektir.

“Hayye ale’l felah” salih bir kişi için ise Cennete davettir. Namaz, dünyada akıl, kalp gibi duyguların Cennet rahatına kavuştuğu kutsal bir faaliyettir. Aynı zamanda ömür sermayesini Cennet nimetlerine tebdil eden esrarengiz bir ibadettir. Namazın maddi-manevi Cennetleri netice verdiği Dördüncü Söz’de ne güzel ifade edilmiştir: “Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem, namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu sûrette bütün sermâye-i ömrünü âhirete mal edebilir. Fânî ömrünü bir cihette ibkà eder. Sözler, s. 27

Marifetullah yolcusu bir ârif için ezandaki “hayye ale’l felah” cümlesi Allah’ın rızasını kazanmaya bir davettir. Namaz, Allah’ın Esma-i Hüsna’sına en güzel bir ayinedarlıktır, en mükemmel bir farkındalıktır. Namaz bütün mahlûkatın her türlü ibadetlerini kapsadığı için rıza-i İlahiyeye en önemli bir vesiledir. Asrın irfan mektebinin ders verdiği gibi “Namaz… bütün ibâdâtın envâını şâmil bir fihriste-i nurâniyedir. Ve bütün esnâf-ı mahlûkatın elvân-ı ibâdetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir. Sözler, 9. Söz, s. 45

Allah’ı görmeye müştak bir âşık için ise “hayye ale’l felah” cümlesi imtihan dünyasında, yeryüzü şartlarında rü’yetullaha mazhariyet müjdesidir. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ında kaydettiği namaz ile rü’yetullah ilişkisine dair şu yaklaşımı çok manidardır: “Dünyada namaz mertebesi ahirette rü’yet mertebesidir. Dünyada yakınlığın nihayeti namazdadır. Ahirette yakınlığın nihayeti ise rü’yettedir.

Namaz, imtihan dünyası şartlarında Allah’ın huzuruna teşriftir. Ahirette Kab-ı Kavseyn makamında perdesiz rü’yetullaha mazhariyet iştiyakıdır. Bu sebeple belki de ahirette Allah’ın rü’yetine en ulvi bir mertebede mazhar olanlar, yeryüzünde namazlarına en fazla ehemmiyet verenler ve namazlarını muhafaza edenlerdir.

Hâsıl-ı kelam, ezandaki “hayye ale’l felah” cümlesinin herkese özel bir hitabı vardır. Bazısına “haydi (Cehennemden) kurtuluşa!” çağrısıdır, bir başkasına “haydi Cennete!” davetidir. Biri için “haydi zafere!” coşkusudur, diğeri için “haydi Allah’ın rızasını kazanmaya!” müjdesidir. Başka biri için ise “haydi Allah’ı görmeye!” iştiyakıdır.

Belki her yeni vakitte okunan ezanlar bu farklılaşan çağrılara, yenilenmiş davetlere hayat boyu ardı sıra mazhariyet fırsatlarıdır…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaşım