Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

İhlâs ve tevhid

İhlâs ve tevhid

İhlâs dupduru olmak, arınmak, öze dönmek manalarını ihtiva eder. İhlâs kişinin imanında ve ibadetinde Allah’ın emir ve rızası dışında her şeye karşı kapılarını kapatması demektir. Bediüzzaman’a göre ihlâs “yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır.”[1] Bu sebeple Bediüzzaman ihlâsı, “ibadetin ruhu” olarak görmüştür.

Kur’an insana öyle bir ahlâki terbiye vermiştir ki, yapılan ibadetlerin ve güzel işlerin karşılığı olarak ne dünya saadetini ne de ahiret saadetini amaç olmaktan çıkarmaktadır. Kur’an ahlâkını takınmış birinin yaşam amacı, sırf Cenab-ı Hakk’ın emrini yerine getirmek ve O’nun rızasını kazanmaktır. İşte ahlâkın zirve noktası da budur.

İhlâs’ın veciz tariflerinden biri de Cüneyd-i Bağdadi tarafından yapılmıştır: “İhlâs, Allah ile kul arasında bir sırdır; onu melek bilemez ki yazsın, şeytan bilemez ki bozsun, nefis ve heva bilemez ki saptırsın.” Bağdadi’nin ifadelerinden esinlenerek, ihlâs için tevhidin zirve noktada yaşanmasıdır diyebiliriz.

İhlâsı esas alan Allah’ın vazifesine karışmaz. İhlâsla hareket etmek ve Allah’ın vazifesine karışmamak için ise tevhid hakikatinin inkişafı gerekir. Çünkü her işte Allah rızasının gözetilmesi için O’nu çok iyi tanımak, gerçekten sevmek ve hiç hatırdan çıkarmamak gerekir. İhlâs Suresinde ihlâs kelimesinin hiç telaffuz edilmemesi ve yalnız tevhide/marifetullaha dair ayetlerin bulunuşunun sırrı da bu olsa gerektir. İhlâs suresinde 7 tevhid mertebesi zikredilmiştir. İhlâsın arşına çıkaran 7 basamaklı tevhid yolunun mertebeleri şunlardır: “Tevhid-i şuhud”, “tevhid-i ulûhiyet”, “tevhid-i rububiyet”, “tevhid-i kayyumiyet”, “tevhid-i celal”, “tevhid-i sermedi” ve “tevhid-i câmi”.[2]

İhlâs, en sâfî bir ubudiyettir.[3] Gizli şirklerden kurtuluştur. Bu sebeple tevhid hakikatiyle ihlâs arasında güçlü bir bağ vardır. Tevhid noktasında terakki edildikçe ihlâsta da kemale ulaşılır.

Kur’an’da ihlâs kelimesi “muhlisine lehü’d din” şeklinde on defa tekrar edilmiştir.[4] Bu tekrardan da anlaşılmaktadır ki, insanın manevi terakkisi şirkin her türlüsünden arınmış bir tevhid inancı ve ibadet bilinci ile gerçekleşmektedir.

İbadetlerde niyet ve ihlâs çok önemlidir. Niyet az ibadeti çok yapar. İhlâs ise bu ibadetin bütününün, eksiksiz Allah’a takdimini temin eder. Niyet ve ihlâs ile az bir ömürde ebedi bir hayat hak edilir. İhlâslı niyet öyle bir “maya” ve “iksir”dir ki, sıradan işleri ve hareketleri bile ibadete çevirir. İhlâslı niyet bir ruhtur, ölü hâletleri canlandırır, canlı ibadetlere çevirir. Niyet manevi bir kimyadır, eşyanın mahiyetini değiştirir. Günahı sevaba, sevabı günaha dönüştürür. Gösteriş niyetiyle yapılan bir ibadeti günaha dönüştürdüğü gibi, Allah’ın sevgisini kazanmak niyetiyle yapılan basit bir işi de ibadete dönüştürür.[5]

Bediüzzaman Said Nursi “Niyet bir ruhtur; o ruhun da ruhu ihlâstır” demiştir.[6] Bu sır gereği, bir zerre ihlâslı amel, batmanlarla hâlis olmayandan daha faziletlidir. Bediüzzaman’a göre ihlâsı kazanmak için, harekâtındaki sebebi sırf bir emr-i İlâhî ve neticesi rıza-yı İlâhî olduğunu düşünmeli ve vazife-i İlâhiye’ye karışmamalıdır.[7]

İhlâs, kader ile cüz-i ihtiyari dengesinin kulluk hayatına yansımasıdır. Kader, insanı gururdan kurtarmak ve cüz-i ihtiyari sorumluluk yükünü taşımak için imanın esaslarına dâhil olmuştur. İhlâs, insanın kulluk dairesinde kalmasıdır. İhlâs, teklif yükünün farkına varılarak, fakat zerre miskal yaratıcılık iddiasında bulunmaksızın, yaratılan herşeyi Allah’tan bilerek, vazife-i İlahiyeye karışmadan, “müsbet hareket” tavrını takınarak Allah’ın yaratıcılığından razı olarak yaşamaktır.

Allah’ın en ihlâslı kulu Resul-i Ekrem’dir (a.s.m.)[8] Çünkü Kur’an’dan tevhid hakikatini en iyi ders alan, yaşayan ve yaşatan O’dur (a.s.m). Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) âleminde ihlâsın ne derece önemli olduğu şu hadislerinden çok net anlaşılır: “Dini hayatında ihlâslı ol, az amel yeter”[9]; “Her zaman amellerinizde ihlâsı gözetin, zira Allah, sadece amelin hâlis olanını kabul eder “[10]; “İnsanlar helâk oldu -âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu -ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu -ihlâs sahipleri müstesna. İhlâs sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar.”[11]


[1]İşaratü’l İ’caz, s. 142.

[2] Bkz: Sözler, Lemeat, s. 637-638.

[3] Lem’alar, 21. Lem’a, s. 221.

[4] A’raf 7/29; Yunus 10/22; Ankebut 29/65; Lokman 31/32; Zümer 39/2, 11, 14; Mü’min 40/14, 65; Beyyine 98/5.

[5] Bkz: Mesnevi-i Nuriye, s. 45, 61.

[6] Mesnevi-i Nuriye, s. 61.

[7] Lem’alar, 17. Lem’a, 13. Nota, 3. Mesele, s. 184; Mesnevi-i Nuriye, s. 145.

[8] Mektubat, s. 192.

[9] Münavi, Feyzü’l Kadir, I, 216.

[10] Münavi, Feyzü’l Kadir, I, 217.

[11] Keşfü’l-Hafa, 2:312.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaşım