Said Nursi ve Risale-i Nur niçin DEAŞ’ın hedefinde?

Dünya’da ve Türkiye’de bilimsel, akademik, siyasi, dini ve ideolojik birçok dergi yayımlanmaktadır. Günlük tüketilen gazetelerin ötesinde dergilerin ‒kitaplar gibi‒ kalıcılık iddiaları vardır. Bir konu hakkında derinlere inme, tüm detaylarını inceleme ve yeni bir şeyler söyleme çabasına şahit oluruz dergilerde. Derginin kitap ve gazeteden farkını Cemil Meriç gibi öz bir şekilde vurgulayan var mıdır?

Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekalar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı.

Derginin bu gücünün farkına varan örgütler de kendi ideolojilerini hem empoze etmek hem de geniş çevrelere yaymak için onun gücünden yararlanmak isterler. Tarihin en vicdansız terör örgütü olan DEAŞ da bir propaganda aracı olarak dergileri kullanmaktadır. Lakin ideolojik dergiler Meriç’in belirttiği gibi zekalar topluluğu olmanın ötesinde bir nevi kitap gibi tek görüşü yansıtır. DEAŞ çeşitli dillerde ideolojisini yaymak için Fransızca Dar al-İslam, İngilizce Dabiq ve Türkçe de Konstantiniyye dergilerini çıkarmaktadır.

Konstantiniyye dergisi son sayısını “Küfür Risaleleri” başlığıyla çıkardı. Kapakta öne çıkarılan bu konu derginin içeriğinde “Küfür Risaleleri: Asrın Saptırıcı Tağutu Said Nursi ve Kör Takipçileri Mürted Nurcular” başlığı altında on dört sayfa yer ayrılarak işlendi. Yazının sonundaki notta ise bir sonraki sayıda makalenin devam edeceği belirtildi. Gaybi haberler ve ebced-cifir hesaplamaları eksenli tenkitler geçmişte farklı kesimlerce defalarca dile getirilmiş ve cevaplandırılmış meselelerin tekrarından öteye geçmiyor. Risale-i Nur külliyatının küçük bir kısmını oluşturan ve mahrem kabul edilen Sikke-i Tasdik-i Gaybi ve Tılsımlar Mecmuası’ndan bazı bölümler ‒bağlamından koparılmak suretiyle‒ dergide tenkit konusu ediliyor. Kritik bir süreçten geçtiğimiz bir dönemde “Said Nursi bu çağın deccalidir” ve “Nurculuk bir nevi Hristiyanlıktır” gibi vicdansızca ithamlara yeltenen Ahmet Erimhan gibilerden DEAŞ zihniyetine varıncaya kadar farklı mecraların söz birliği yapmışçasına koro halinde topyekun saldırıya geçmeleri ideolojik fırsatçılığın ötesinde bir mahiyet arz ediyor.

15 Temmuz ile birlikte Türkiye’de birçok meselede çok kritik bir dönüm noktası yaşandı. Bunlardan biri de İslami cemaatler meselesi olarak karşımıza çıktı. İslami cemaatlerin hizmet alanları, siyaset ve devlet ile ilişkilerinin nasıl olması gerektiği gündemin en sıcak meselelerinden biri haline geldi. Bu süreçte Nurculuk ve Said Nursi de üzerinde en fazla ‒fakat yüzeysel, ölçüsüzce ve toptancı bir anlayışla‒ konuşulan ve tartışılan konular arasında yer aldı ve bir süre daha böyle devam edecek görünüyor.

Son sayısında Nur Risalelerini kapak konusu yapan Konstantiniyye dergisi 2015 Haziran ayından itibaren yayımlanmaya başladı ve şimdiye kadar yedi sayısı çıktı. Dergi ilk sayısını “Konstantiniyye’nin Fethi” başlığıyla çıkardı. Bu sayıda İstanbul’un 1453 yılındaki fethinin hadislerde müjdelenen fetih olmadığı ve şehrin DEAŞ tarafından “savaşılmadan sadece tekbirlerle fetih” olunacağı savunuldu.

İkinci sayısını “Hilafet’le Savaşmak Riddet midir?” başlığıyla çıkaran dergi “İslam Devleti Kürtlerle Neden Savaşmaktadır?” ve “Erdoğan’ın Kürt Devleti” makaleleriyle HDP ve PKK’ya karşı savaşını meşrulaştırmak istedi. Bu savaşının “ırk savaşı değil akide savaşı” olduğunu iddia eden dergi “hiçbir ırka özel bir düşmanlığı” bulunmadığını da kendince savundu.

Üçüncü sayısını “İstişhadi Operasyonların Caizliği ve Fazileti” başlığıyla çıkaran dergi “Hıyanet Raporu” başlığını taşıyan makale ile Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’i “mürted”lik ve “hain”likle suçlayarak hedef aldı. Dördüncü sayı ise “Sen Onları Birlik Sanırsın Oysa Kalpleri Paramparçadır” başlığıyla çıktı ve “Türkiye’deki Okullarda Bulunan Küfürler ve Haramlar” makalesiyle Türk Milli Eğitim sistemi eleştirildi. “Küfredenler İse Tağutun Yolunda Savaşırlar” başlığıyla çıkan beşinci sayıda ise Türk Silahlı Kuvvetleri “firavunun askerleri” denilerek aşağılanmak istendi. Altıncı sayısı “Mürted Kardeşler” başlığıyla çıkaran Konstantiniyye dergisi “müşrik riddet partisi” olarak tanımladığı Müslüman Kardeşler konusuna on sekiz sayfalık geniş yer verdi ve neredeyse derginin üçte birini buna ayırdı. Derginin son sayılarında ard arda Diyanet İşleri, Müslüman Kardeşler ve son olarak Risale-i Nur’u hedef alması, toplum üzerinde manevi otoritesi olan ve kendisi için rakip gördüğü dini yapıları ve toplulukları fikir terörüyle yıpratmak suretiyle kendine alan açmak sevdası olarak yorumlanabilir. Suriye ve Irak gibi devlet otoritesinin ortadan kaldığı coğrafyalarda etkinlik sahasını genişleten DEAŞ, yeni militan devşirmek ve ideolojisini geniş çevrelere yaymak için toplumda manevi otorite sahibi yapı ve cemaatlerin gücünü tekfirci bir antipropagandayla kırmak istiyor.

Konstantiniyye dergisinin ilk yedi sayısını söylem ve içerik açısından inceleyen Sertaç Canalp Korkmaz, bu ideolojik dergide en çok “savaş”, “kafir”, “küfr/küfür”, “tağut”, “şirk”, “müşrik” ve “mürted” kelimelerinin geçtiğini tespit etmiştir. Derginin yedi sayısında savaş kelimesi ortalama 110 defa kullanılırken barış kelimesi ise ortalama 2 defa yer almıştır. Hatta yedi sayının üçünde barış kelimesi hiç geçmemiştir. Konstantiniyye dergisinde en sık kullanılan kelimelerin yaklaşık ortalaması ise şöyledir; kafir 60, küfr/küfür 52, tağut 46, şirk 30, müşrik 29 ve mürted 23 defa kullanılmıştır. Dergide sıkça kullanılan bu kelimeler DEAŞ’ın katı, reddiyeci, tekfirci, tekelci ve ötekileştirici söyleminin bir göstergesidir.

DEAŞ’ın tekelciliği ve tekfirciliği Haricilik’ten tevarüs eden Selefilikten kaynaklanır. Fakat şunu özellikle belirtmek gerekir ki Selefilik yalnız DEAŞ gibi cihatçı selefilere indirgenemez. Selefiliği belirli kriterlere göre tasnif etmek zor olsa da siyaset ve toplum algıları açısından en genel anlamda dört gruba ayırmak mümkündür: Birincisi ilim ve daveti esas alan geleneksel selefiliktir ki akaid üzerine yoğunlaşır ve tüm siyasal katılımları reddeder. İkincisi siyasi muhalefetin her türlüsüne karşı çıkan, iktidara talip olan tüm İslami hareketlere karşı siyasi iktidarların yanında yer alan ve “ululemre itaat” prensibini benimseyen selefiliktir. Üçüncüsü ise ıslahçı selefiliktir ki toplumsal ve siyasi değişimin tedrici ve barışçı bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğini savunur. Dördüncüsü de cihatçı selefiliktir ki kendisi dışındaki tüm rejimleri tekfir eder ve şiddete başvurur.

DEAŞ’ın Risale-i Nur’u hedef alması Türkiye’de Ehl-i Sünnet çizgisini temsil eden en etkili cereyan olmasından kaynaklanır. Fakat dergide yer alan makalede ‒Risale-i Nur’un asıl ve ana muhtevası‒ iman ve akaid ile ilgili konulara dair herhangi bir eleştiriye şimdilik yer verilmemiştir. Selefilik katı nakilci bir ekoldür. Ehl-i Sünnet’in Eşari ve Maturidi düşünce sistematiğine mesafeli olmakla birlikte tasavvufi yaklaşımları da dışlar. Akıl ve naklin ittihadını esas alan Ehl-i Sünnet Velcemaat’ın aksine Selefilik itikadi konularda akla yer vermez ve yalnız nakil ile hareket eder. Bu sebeple edille-i erbaadan içtihad ve kıyası bid’a ve şirk kapsamında değerlendirir. Kur’an’daki müteşabih ayetlerin olduğu gibi kabul edilmesi gerektiğini savunur. Bu gibi ayetlerin manalarının insanlar tarafından anlaşılamayacağını ve hakiki manayı Allah’a havale ettiklerini belirtir. Mesela Kur’an’da (48/10) geçen “Allah’ın eli” (yedullah) ifadesi Ehl-i Sünnet alimleri tarafından tevil edilerek “Allah’ın ezeli kudreti” olarak yorumlanırken, Selefiler ise “Allah’ın bir eli vardır lakin bu elin nasıl olduğunu biz bilemeyiz, bunu Allah’a havale ederiz” derler.

Dergide her sayıda ortalama olarak 82 ayet ve 32 hadise yer verilmiştir. En sık nakledilen ayet ise Tevbe 9/111 ile Enfal 8/39 ayetleridir. Malum her iki ayet de cihadı teşvik eden ayetlerdir. DEAŞ bu ayetleri kendi terörünü meşrulaştırmak maksadıyla kullanır. Hem maddi (küçük cihad) hem de manevi cihadın (büyük cihad) murad olduğu bu ayetlerden birincisi Cenneti kazanmak, ikincisi de fitneyi ortadan kaldırmak için cehd etmeyi emreder. Cihadın hem uhrevi hem de dünyevi saadetin vesilesi olduğu bu ayetlerde ders verilir. Suriye coğrafyasının cehenneme dönüşmesine en büyük bir sebep olan DEAŞ zihniyeti Tevbe 9/111 ayetinde geçen ve karşılığında Cenneti kazanmak için nefis ve mallarını Allah’a satma meselesini büyük cihad (cihad-ı ekber) manasında anlamaktan uzaktır. Başta Türkiye olmak üzere İslam dünyası ve insanlık aleminde Tevbe suresindeki bu ayet ve emsalinin doğru, ölçülü ve hikmetli yorumlarını öğrenip hayata tatbik etmek isteyenler için Altıncı Söz gibi tefsirlere günümüzde çok daha fazla ihtiyaç vardır.

Tevhide aykırı ve putperestliği çağrıştıracak şeyleri reddetme ve tekfir etmeyi esas kabul eden Selefilik zihniyetinden beslenen DEAŞ şimdilerde dergileri vasıtasıyla manevi terör eylemleri de gerçekleştiriyor. Son çıkardığı yedinci sayısında Risale-i Nurları “küfür”, Said Nursi’yi “tağut” ve Nur talebelerini de “mürted” olmakla itham etmesi de bu manada bir teşebbüstür. Bu zihniyetle delil ve ispat ederek anlaşmak müşkül olduğu için ancak bir hadis-i şerifi yorumsuz, aynen nakletmek suretiyle sözlerimizi tamamlayım.

Her kim bir adama,“Ey kafir” veya “Allah’ın düşmanı” der de o adam dediği gibi değilse o sözler bunları söyleyene döner. (Müslim, İman, 112)

Kaynakça:

Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Sözler, http://www.rne.com.tr/risaleinur-kulliyati.

“Erimhan: ‘Nurculuk Bir Nevi Hristiyanlıktır’”, Yeni Mesaj, 22 Ekim 2016.

“Küfür Risaleleri”, Konstantiniyye, Sayı: 7, (Ağustos 2016).

Murat Yeşiltaş vd., Sınırdaki Düşman: Türkiye’nin DAİŞ İle Mücadelesi, (SETA Rapor, İstanbul: 2016).

Ramazan Yıldırım, “Cemaatten Partiye Dönüşen Selefilik”, SETA Analiz, Sayı: 73, (Aralık 2013).

“Selefilik”, wikipedia.org, https://tr.wikipedia.org/wiki/Selefilik.

Sertaç Canalp Korkmaz, Terörün Propagandası: DAEŞ Terör Örgütü ve Konstantiniyye Dergisi, (ORSAM, Ankara: 2016).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir