Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

Novemtrigintilyon salâvat

Novemtrigintilyon salâvat

tesbih

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma salâvat getirmek, tek başıyla bir tarik-i hakikattir.[1]

Salâvat, sonsuz ve tükenmez bir rahmeti arayış serüvenidir. Salâvat Rahmetelli’l-alemin olan Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın cadde-i kübrasına girmektir. Rahmetelli’l-âleminin rehberliğiyle gerçekleşen hakikat yolculuğunun neticesi ise Rahmanü’r-Rahimin rahmet hazinelerini keşfetmektir. Özetle “hazîne-i rahmetin… en kolay bir anahtarı[dır][2] salavat.

Salâvat, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın külli ubudiyetine ve miracına iştiraktir. Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam hem kul, hem peygamber olmasıyla çift kanatlıdır. Halktan Halık’ın huzuruna çıkarken, yani kulluğu itibariyle salât ve salâvat istemektedir. Halık’ın emirlerini halka tebliğ ederken, yani peygamberliği cihetiyle de selam ve teslimiyet beklemektedir.

Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam, Mirac-ı Ekberinde, Kab-ı Kavseyn makamında, imkân ve vücub ortasında iken, Allah’ın huzuruna perdesiz kabul edildiğinde selam suretinde söylediği üçüncü kelimedir (tahiyyat, mübarekat, salâvat, tayyibat) salâvat. Salâvat kelimesiyle “zihayatın hülasası olan bütün ziruhun ibadât-ı mahsusalarını[3] niyet ederek İlahi dergâha takdim etmiştir. Ümmetin bütün salâvatlarında da bu manada külli niyetler, namazlar ve ibadetler gizlidir.

Salâvat, bir yönüyle, İlahi sofralara edilen davete icabettir. “Nebiyy-i Zîşan Aleyhissalatü Vesselamın Makam-ı Mahmud’u İlâhî bir maide ve Rabbanî bir sofra hükmündedir. Evet, tevzi edilen lütuflar, feyizler, nimetler o sofradan akıyor. Resul-i Zîşan Aleyhissalatü Vesselâma okunan salâvat-ı şerife, o sofraya edilen davete icabettir.[4]

Salâvat, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın şefaatini taleptir. Rahmetelli’l-Âlemin Aleyhissalatü Vesselamın sonsuz rahmete mazhar olmasını istemektir. Ümmetinin –dünyevî ve uhrevî- bütün dertleriyle ve saadetleriyle alakadar şefkatli ve merhametli Zata en büyük şefaat makamı olan Makam-ı Mahmud’un verilmesi için yapılan külli bir duadır.

Salâvat, ebedi saadeti kazanmak için yapılan azametli bir duaya iştiraktir. “Bütün ümmetin bütün salâtları ve salavatları onun duasına bir âmin-i daimi ve bir iştirak-i umumidir.[5]

Salâvatın özüne “külli niyet” ve “hadsiz itikad” hükmetmelidir. Çünkü her bir salâvat Rahmetelli’l-Âlemin Aleyhissalatü Vesselamı şefaatçi yaparak Rahmanü’r-Rahimin sonsuz rahmetini istemektir. Hiçbir şeye muhtaç olmayan, sonsuz zenginlik sahibi bir Zat-ı Zülcelal’in rahmeti ise tükenmez hazineler ve hediyelerle doludur. “Sadakat” ve “hürmet”in ispatı olan her bir salâvat ile hem âlemlere rahmet Peygamberi Aleyhissalatü Vesselama biat tazelenir, hem de Rahmanü’r-Rahim olan Zat-ı Zülcelal’e daha bir kuvvetle intisap edilir.

Tesbih ve salâvatların külli bir niyetle yapılması gerektiğine dair hikmetli dersi sünnet-i seniyye göstermiştir. Saadet Asrında Hz. Safiyye radıyallahü anha önüne dizdiği 4.000 kadar çekirdek tanesiyle halisane tesbih çekmektedir. Bunu gören Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam şu tavsiyede bulunur: “Senin yanına geldiğimden şu ana kadar, senin söylediğinden daha çok tesbihde bulundum”. İştiyakperverane “Bana da öğret yâ Rasûlâllah” talebine mukabil hikmetli cümleler şöyle devam etmiştir: “Sübhânallahi adede mâ-halâka min şey’in (Yarattığı eşya sayısınca Allah’ı tesbih ederim) cümlesini söyleyiniz.”

Sabah namazını erken kılıp evinden çıkan ve kuşluktan sonra Cüveyriye radıyallahu anhanın yanına gelen Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam, eşine “Bıraktığım halde duruyorsun” der. “Evet” cevabını alınca sözlerine şöyle sürdürür: “Ben senden ayrıldıktan sonra dört kelimeyi üç kere okudum. Eğer bunlardan hâsıl olan sevap tartılacak olsa, senin burada sabahtan beri okuduğun duaların sevabının ağırlığına denk olur. O dua şudur: Sübhânallahi ve bihamdihi adede halkıhi ve rıdâ nefsihi ve zinete arşihi ve midâde kelimâtihi. (Mahlûkatı sayısınca, nefsinin rızasınca, arşının ağırlığınca, kelimelerinin adedince Allah’ı tesbih ve hamd ederim.)”

Risale-i Nur Külliyatı, “kâinatın manevi bir güneşi”, “kâinat denilen kur’an-ı kebirin ayet-i kübrası” ve “ism-i Ferdin cilve-i azamının bir aynası” gibi eşsiz vasıfların sahibi olan Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın âlemlere rahmet oluşu hakikatiyle bağdaşan külli salâvat misalleriyle zinetlenmiştir.

Mesela, Otuzuncu Lem’a’daki Ferd İsm-i Azam’ının nihayetininde yer alan salâvat –külliyet manasında- en dikkat çekici olanlardan biridir: “Kâinatın umum zerrâtının, umum zamanlarındaki umum dakikalarının bütün âşirelerine darb edilip, hâsıl-ı darb adedince o zât-ı Ahmediyeye salâtüselâm, nihayetsiz hazine-i rahmetinden inmesini, Zât-ı Ferd-i Ehad-i Samed’den niyaz ediyoruz.[6]

Bahsi geçen salâvatın yalnız kesret cihetiyle, yani matematiksel olarak hangi sayıya tekabül ettiğini hesap edelim. Ve bu perspektiften de ibadetlerdeki külli niyetin, nasıl külli bir fazilet ve sevap sırrını ihtiva ettiğini bir nebze fark etmeye çalışalım.

Kâinatın umum zerratı” ifadesi farklı şekillerde anlaşılabilir. Eğer zerreler atomlar olarak yorumlanırsa çarpımın birinci hanesi 1073 sayısı olacaktır. Diğer bir yorum ise “zerrat”ı atomaltı parçacıklar olarak kabul etmektir. Belki daha doğru yaklaşım ikincisidir. Bu tercihe göre darbın/çarpımın birinci kısmında atomaltı parçacık sayısı olan 1090 (Novemvigintilyon) yer alacaktır. (Zerrat kelimesi, esir zerreleri olarak anlaşılırsa –ki belki de en doğrusu odur- hesabın rengi çok değişir.)

Umum zamanlardaki umum dakikalarının bütün aşireleri” ifadesini hesaplamak için ise ilk önce “umum zamanlar”ın tespiti, daha sonra da “bu zamanın aşire nevine” dönüştürülmesi gerçekleştirilmelidir.

Büyük Patlama (Bing Bang) teorisine göre kâinatın ömrü 13,7 milyar (13,7 x 109 = 13.700.000.000) yıldır. Dakika olarak ifade edecek olursak (13,7 x 1015 sene x 365 gün x 24 saat x 60 dakika) kâinatın ömrü 7,3 katrilyon (7,3 x 1015 = 7.300.000.000.000.000) dakikadır.

Aşire, dakikanın 10. dereceden (dakika, saniye, salise, rabia, hamise, sadise, sabia, samine, tasia, aşire) alt zaman birimidir. Yani, dakika 609 (10 katrilyon) aşiredir.

Umum zamanlardaki umum dakikalarının bütün aşirelerinin sayısal değerini bulmak için, 7,3 katrilyon dakika ile 10 katrilyon aşire-i dakika sayıları çarpılmalıdır. Netice 73 nonilyondur (73 x 1030).

En nihayet sıra, İsm-i Azam Risalesindeki eşsiz salâvatının sayısal mukabilini bulmaya geldi. Bunun için kâinatın ömrünün aşire nevinden sayısal değeri olan 73 nonilyon (73 x 1030) ile kâinattaki atomaltı parçacık sayısı olan novemvigintilyon (1090) sayıları çarpılır. Bu işlemin sonucu ise 73 novemtrigintilyon (73 x 10120) sayısıdır.

Matematikteki büyük sayıları ancak uzman matematikçiler bilirler ve o büyük sayıların azametiyle düşünebilirler. Peygamberî terbiye ise avamdan havassa kadar her Kur’an talebesine büyük sayıların hakikatini barındıran tesbih ve salâvatlarla ibadet etmeyi öğretmektedir. Her bir Kur’an talebesi -soyut sayıların sanal dünyasında hapsolmayarak- kâinatın ve mevcudatın canlı/dinamik kelimeleriyle tesbih ve salâvatlar getirir, ibadetlerini küllileştirir.

“İşte Kur’an’ın tilmizlerinden Şah-ı Geylanî, Rufaî, Şazelî (r.a.) gibi şakirdleri, virdlerini okudukları vakit dinle, bak! Ellerinde silsile-i zerratı, katarat adedlerini, mahlûkatın aded-i enfasını tutmuşlar, onunla evradlarını okuyorlar. Cenab-ı Hakk’ı zikir ve tesbih ediyorlar.”


[1] Barla Lahikası, s. 151.

[2] Sözler, s. 20-21.

[3] Şualar, s. 87.

[4] Mesnevi-i Nuriye, s. 76.

[5] Sözler, s. 70.

[6] Lem’alar, 30. Lem’a, 4. Nükte, s. 321.

[7] Lem’alar, 17. Lem’a, 5. Nota, s. 119.



Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.


Paylaşım
%d blogcu bunu beğendi: