Regaip gecesiyle başlayıp Kadir gecesiyle zirveye ulaşan bir kulluk yolculuğu başlıyor. Seksen üç basamaklı bir miraç mahiyetindeki bu mübarek Üç Ayların her bir günü ayrı bir kıymettedir. Her yıl tecrübe etmeye davet edildiğimiz “kulluğun kaf dağı”nın zirvesine ulaşma niyeti taşıyan manevi yolculuğu düşününce aklıma hep profesyonel dağcıların Everest maceraları gelir. Everest’e çıkmak bir tepeye çıkmak gibi olmadığı gibi Kadir gecesinin sırrına tam anlamıyla erişmek de bir gecelik bir heyecana ve gayrete münhasır olmasa gerektir.

Profesyonel bir dağcı olmak için öncelikle dağcılık üstadlarından ciddi bir teorik eğitim almak gerekir. Tırmanış teknikleri, kullanılacak malzemelerin ne işe yaradıkları, harita ve yön bilgisi bu süreçte öğrenilir. Daha sonra disiplinli bir egzersiz ve antrenman aşaması başlar. Bu süreçler tamamlandıktan sonra da ekip halinde tırmanışlara geçilir. Her bir tırmanış serüveni teorik bilgilerin pratize edilmesiyle daha üst bir deneyime kapı aralar. Ağrı dağına çıkmayı başarmamış birinin Everest’e çıkabileceğini ümit etmesi ne kadar gerçekçidir?

Maddi yükseltilere çıkmak bir eğitimi gerektirdiği gibi manevi makamlara yükselmek için de ciddi bir eğitime ihtiyaç vardır. Bu eğitimi ise ancak manevi yükselişlerini başarılı bir şekilde tamamlamış deneyimli üstadlar verebilir. Öyle ise en başta kâmil bir üstad bulmak, onun derslerini ciddiyetle takip etmek ve tecrübelerinden istifade etmek gerektir. Yine hatırdan çıkarılmamalıdır ki “velayet-i suğra” ile “velayet-i kübra” yolculukları çok farklı oldukları için üstadları da elbette farklıdır. Büyük bir tırmanış için ancak büyük üstadın metodu ve tecrübesi elzemdir.

Dağcılıkta iki ana tırmanış stili vardır. Birincisi olan “alpin stil”de hafiflik ve hız öne çıkar ve ara kamp olmadan zirveye çıkılır. Yükseltisi fazla olmayan yerlere “temiz tırmanış” da denilen bu yöntemle günübirlik tırmanışlar yapılabilir. Fakat Everest gibi yüksek dağlara çıkmak için “ekspedisyon” denilen yüksek irtifa tırmanış tekniklerine ihtiyaç vardır. Bu tırmanış hem tecrübe hem de uzun zaman ve gayret ister. Tırmanılan yükseltinin iklimine vücudun uyum sağlayabilmesi için ara kamp noktalarında konaklamalara da ihtiyaç vardır. Vücudun bu kritik alışma sürecine “yüksek uyum sağlama” ya da “aklimatizasyon” denilir. Eğer bu süreçlere riayet edilmezse, özellikle de hızlı tempo ve aşırı yükle yapılan tırmanışlar akciğer ödemi, beyin ödemi gibi ölümcül hastalıklara yol açabilir. Yine yüksek tırmanışların sarp diklikler, derin çatlaklar, şiddetli fırtınalar, sürpriz çığlar gibi tehlikeleri barındırmasıyla dağcıları herdaim teyakkuza sevk eder. Mesela, dünyanın en yüksek noktası olan (8.848 metre) Everest’e çıkmak isteyen dağcılar 5.350 metredeki ana kampa çıktıktan sonra zirveye ulaşmak için dört yüksek kamp yeri daha kullanırlar. Birinci kamp 6.100 metre, ikincisi 6.450 metre, üçüncüsü 7.500 metre ve dördüncüsü de 8000 metrede kurulur.

Üç Ayların manevi iklimi de sanki uyum süreçlerini barındırır. Kâinatın Efendisi’nin (ASM) “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır” sözünü bu açıdan da yorumlamak gerekir diye düşünüyorum. Kadir gecesinin everestine çıkmak isteyenler bir sâlik/âbid Regaip gecesini ana kampa çıkış bilmelidirler. Şaban ayının başlangıcı birinci kamp, Berat gecesi ikinci kamp, Ramazan ayının başlangıcı üçüncü kamp ve On Gece (leyali-i aşere) de dördüncü kamp yeri gibidir. Bu manevi kamplara hakikaten ulaşan ve manen uyum sağlayan bir ruh Kadir gecesinin zirvesine hakkıyla çıkabilir ve ilahi feyizlere sahip olabilir.

Bediüzzaman hazretleri bu manevi yükselişi –sevap boyutunu nazara vererek– şöyle yorumlamıştır:

Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer. Şaban-ı Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar.

Zikirlerin, şükürlerin, duaların, ibadetlerin ve tefekkürlerin makbul olduğu bu mübarek her gün ve geceyi mümkün olduğunca dolu dolu yaşayarak ihya etmenin apayrı bir kıymeti vardır. Akıl, kalp, sır ve ruhların nice ilahi feyizlere mazhar olduğu bu mübarek zamanlarda en başta iman hakikatleriyle daha keyfiyetli bir şekilde meşguliyet ile Kur’an’ın yüksek hakikatleri ve sırlarıyla hemhal olunmalıdır. Her yıl maneviyatın zirvesine yükseliş yolculuğunun yeni bir fırsatı olarak ikram edilen bu mübarek ayların her bir gününü en bereketli şekilde ihya edebilmek adına Bediüzzaman Said Nursi‘nin şu sözlerini can kulağıyla dinlemek gerekir:

Şuhur-u Selase çok kıymettardır. Leyle-i Kadrin sırrıyla seksen sene bir ömrü kazandıracak bir vakitte, en iyi, en efdal şeylerle meşgul olmak lazım geliyor. İnşaallah Kur’an’a ait mesaille iştigal, bir nevi manevi mütefekkirane Kur’an okumak hükmündedir. Hem ibadet, hem ilim, hem marifet, hem tefekkür, hem kıraat-i Kur’an manaları Risalelerin istinsah ve mütalaalarında vardır itikadındayız.

Arş-ı rahmet ve mağfiret dağının mertebelerinde yükseliş gayretini taşımak suretiyle Üç Ayların her bir gününü manevi yolculuğun bir aşaması bilip değerlendirmek, mübarek gecelerin makamlarının sırrına erişme ümidini artırmak ve Kadir gecesinin zirvesine ulaşma şevk ve heyecanını derinden taşımak duasıyla…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir