Dünya, ahiretin tarlası olduğundan hepimiz birer çiftçiyiz. Kainat ağacının meyvesi mahiyetindeki fıtratımızın anbarına istidat ve kabiliyetlerimiz sayısınca çekirdekler emanet edildi. Görevimiz de bu istidat ve kabiliyet çekirdeklerini iman ışığı, İslamiyet suyu ve kulluk toprağıyla besleyip terbiye etmektir. Ta ki bu mucizevi çekirdekler cennet baharında ebedi tuba ağaçlarını netice verebilsin.

Ne ekersek onu biçiyoruz. Bu bir fıtrat kanunu…

Tarlasına mısır eken hiçbir çiftçi üzüm, nar, hurma vs. gibi bir başka meyvenin kendisine ikram edileceğini beklemiyor. Her çiftçi dünya toprağına neyi, nasıl ekerse onu bereketiyle rahmet hazinesinden istiyor.

Ya nefret eken sevgi biçiyor mu? Ya da çalışmayan kazanıyor mu? Peki sabretmeyenin zafere ulaştığı vaki mi?

Bütün bu giriş Üstad Bediüzzaman’ın Şualar’daki bir mektubunda Berat gecesinin mahiyetine dair bir cümlesini kendi dünyamda anlamlandırmak için bir ihzariye hükmünde idi.

Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nevinden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir.

Bu cümlede geçen “kudsi çekirdek” ve “mukadderat-ı beşeriyenin programı” kavramlarını nasıl yorumlamak gerekir?

Genel anlayış; bu gece herkesin (ve de toplumun, ülkenin, dünyanın) bir yıllık kaderi programının “cebrî” bir şekilde yazıldığı şeklinde. Oysa İbn Mace’den rivayet edilen bir hadis-i şerif ufkumuzu açıyor ve cüz’i ihtiyarımızı müspet anlamda sınırsızca kullanmaya davet ediyor:

Şaban ayının on beşi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın ve o gecenin gündüzü oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah dünyaya en yakın göğe nüzul ederek fecir oluncaya kadar: “Yok mu benden mağfiret dileyen, ona mağfiret edeyim. Yok mu benden rızık isteyen, onu rızıklandırayım. Yok mu (bir belaya) mübtela olan, ona kurtuluş vereyim. Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu?” buyurur.

Bu manadaki bir Berat gecesi takdir zamanıdır. Kadere imanın inkişafını netice veren bir andır. Rahmet hazinelerinden nasibini arayanların bir yıllık kulluk plan ve projelerini Allah’a takdim ettikleri bir imkandır.

Öyle ise bu gece öncelikle geçen yıldan şimdiye kadar işlediklerimin muhasebesini çıkarmalıyım. Geçen yıl Allah’tan neleri istedim, -Allah’ın izniyle- ne kadarını başardım, neler eksik kaldı, daha neler yapabilirim, nerelerde hata yaptım, nelerden ders çıkardım vs. detaylı bir otokritikten geçirmeliyim kendimi.

Mesela bir yıl boyunca (Allah’a, ahirete, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere) imanımda  ne tür inkişaflar yaşandı? Bana ihsan edilen 365 günü İslamiyetim, namazlarım, zekatlarım ve oruçlarımla nasıl boyadım. Kur’an muhatabiyetlerimde ne gibi yenilikler oldu? Allah’ın ezeli sözlerini anlamak, aklıma ve kalbime yazmak, ihlaslı bir şekilde yaşamak için hangi kararları verdim? Hangi güzel neticelere ve ihsanlara mazhar oldum? Hangi hataları yaptım? Nelerden pişmanlık duydum?

Bu gibi soruların cevaplarını vererek bir yıllık kaderi sayfamı okuduktan ve muhasebe eleğinden geçirdikten sonra yeni hedeflerime odaklanabilirim. Şimdiki yerimi doğru tesbit edebilirsem yeni kulluk hedeflerimi de daha istikametli bir şekilde belirleyebilirim. Çünkü doğru hedeflere yönelmek için sırasıyla kendimin farkına varmalıyım, kararlı olup yeni hedefler belirlemeliyim, sorumluluk bilincimi geliştirmeliyim ve yeni hedeflerime ulaşmak için plan ve projeler üretmeliyim.

Hasılıkelam, -fert/millet/ümmet/insaniyet olarak- kaderimi(zi)n yazıldığı bu gecede cüz’i ihtiyari kalemiyle –kişisel ve kolektif- kulluk plan ve projelerimi Rahman-ı Rahim olan Allah’a takdim etmeliyim. Biliyor, inanıyor, ümit ve tevekkül ediyorum ki bereketli tarlama ne ekersem onu biçeceğim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir