Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

Yürüyüş ve duruş

Yürüyüş ve duruş

Bazen yanlış ya da eksik anlaşılmamak adına en sonda söylenmesi gerekeni başta söylemek evladır. Buna binaen hemen başta altını çizeyim; hiçbir şey zatında kötü değildir. Mesela zatında muhabbet güzel, adavet ise çirkin değildir. Kimi, niçin, ne maksatla sevdiğimiz ya da nefret ettiğimiz bu duygulara anlam katar. Allah’ı, emirlerini, eserlerini, peygamberini ve sünnetini ilahi rıza istikametinde sevmek güzel iken nefsin hevasını, şeytanın desiselerini ve isyanlarını sevmek ise çirkindir. Yine kâfire, zalime adavet güzel iken mümine, masuma haksız adavet ise çirkindir. Ahlakta böyle olduğu gibi fiiller için de aynı sır geçerlidir. Haddizatında ne yürümek kemaldir ne de durmak noksaniyettir. Kritik olan nereye, ne zaman, niçin yürüdüğümüz ya da durduğumuzdur.

Turan Kışlakçı bir yazısında yürüme hakikatini harika tarif ve tahlil ediyor. Yürümenin hem en tanıdık hem de en karmaşık bir eylem olduğunu belirtiyor. Yürümenin insani bir özellik olduğunun altını çizerek insanlık tarihiyle eş değer olduğuna dikkat çekiyor. Yazısında yürümenin zaman ve mekânı keşif yolculuğu olduğunu da vurguluyor. Yürümenin bazen bir isyan bazen de filozofvari bir eylem olduğunu dile getiriyor. Aristo, Peripatetikler, Stoacılar, Sofistler, Meşşailerin yürümeye yükledikleri anlamı da bu tezinin delilleri olarak zikrediyor. Bunun da ötesinde tüm peygamberlerin ve onlara ittiba edenlerin de aynı istikamet üzere yürüdüklerini belirtiyor.

Kışlakçı “O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün (Mülk 67/15)” ayetini referans göstererek yürümenin Allah’ın emri olduğunu da hatırlatıyor. Yürümenin aynı zamanda bir ibadet olduğu dile getirerek namaz için yürümenin sevap olduğu ve haccın da büyük bir yürüyüş mahiyeti taşıdığına dikkat çekiyor. Ancak günümüz insanının yürüyüşü unuttuğu adeta yürüyen insandan çivilenmiş insana dönüştüğü tespitinde bulunuyor. Yürümeye dair methiye makamındaki aşağıdaki cümleleri ise adeta sözlerinin veciz bir özetini sunuyor:

Yürümek, yeryüzünün en kutlu hareketi… İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli vasıf. Yürümek düşünmektir. Yürümek temâşâdır, nüzhettir, teferrüctür, tefekkürdür, teemmüldür, seyr-u seferdir. Yürümek bir edep, bir sanat, bir duruştur… Bazen bir kelam, bazen bir kalem, bazen de bir selamdır… Bir yürüyüştür hayat… Yürür ve yürüdükçe büyür… Güneş yürür, ay yürür, yıldızlar yürür, gezegenler yürür ve insan yürür…

Yürümek güzeldir, kemaldir lakin durmasını da bilmek gerektir. Belki doğru yerde, doğru zamanda durmayan yürümeler asla mükemmellik olmayacaktır. Gün boyunca rızık peşinde iştiyakla yürünse de gün sonunda herkes evine yürür zira aş(k) ve huzur evdeki duruşta saklıdır. Öğrenci okuluna yürür ve ilim tahsili için durması, dinlemesi ve özümsemesi gerekir. Esnaf tezgâhına yürür ve müşterisini dükkânında sabır ve tevekkülle bekler. Emek vermek, yoğunlaşmak, iyi bir iş çıkarmak için durmak, özenmek, odaklanmak ve öz veriyle çalışmak gerektir.

Alışveriş için çarşıya yürüyen biri nerelere uğraması gerektiğini yani nerelerde duracağını ve oralardan hangi ihtiyaçlarını ne miktar karşılayacağını bilerek yola çıkmalıdır. Basit dünyevi bir alışverişte bile durakların önemi yadsınamadığı halde uhrevi alışverişler için gerçekleşen yürümelerin istikrar mekânları çok daha ehemmiyetlidir. Camiler, mescitler, medreseler, ilim merkezleri bedenen durulan lakin uzun manevi yürüyüşlerin cazibe merkezleridir.

Hayat da uzun bir yürüyüştür. Ana rahminde başlayıp ebediyete uzanan hayat yolculuğunun ise birçok önemli durakları, istasyonları vardır. Berzah esrarengiz bir duraktır. Mahkeme-i Kübra dehşetli ve ihtişamlı bir duraktır. Cennet ve Cehennem ise insanoğlunun bu uzun yolculuğunun istikrar kazandığı ebedi duraklarıdır.

“Onlar büyük bir gün, insanların âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı? Mutaffifin 83/4-6”

“Bunlar kendilerine Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman’dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar Ruh’un (Cebrail’in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah’a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman’ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. Nebe 78/36-38”

“Şüphesiz ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası. Furkan 25/66”

“Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır! Furkan 25/76”

Küçük miraç (mirac-ı asgar) olan namaz için camiye yürüyüşün her adımı sevaptır lakin ilahi huzurda duruş manasındaki kıyam ise asıl kemal halidir. En büyük yürüyüş ise Peygamber Efendimiz’in (asm) yedi kat semavat, Sidretü’l-Münteha ve Kab-ı Kavseyn konaklarına/makamlarına yükselen ihtişamlı yolculuğudur. Ancak bu muhteşem yürüyüşü anlamlı kılan ise tüm varlıkların vekili manasında külli bir muhatabiyeti netice veren ilahi huzurdaki peygamberî duru(lu)ştur.

“Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun. Bakara 2/238”

“Sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir. Al-i İmran 3/17”



Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.


Paylaşım
%d blogcu bunu beğendi: