Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

Ne muhteşem bir Hakem ama!

Ne muhteşem bir Hakem ama!

Büyük duyguların küçük bir küreye hapsolduğu bir geceydi.

O gece hakem ne de çok konuşuldu. Öfkeler, itirazlar tamamen hakemeydi. Hakem taraf mı tutmuştu? Adaletine gölge mi düşürmüştü? Kararlarında hakkı gözetememiş miydi?

Oysa hakem dediğin hükmü âdil ve kararları hikmetli olandı. Neticede kaderin adaleti tecelli etse de, hakemin zulmü geceye damga vurmuştu. Dünyeviler meclisinde o gece hakemin yanlı/ş tutumu tüm teferruatıyla saatlerce konuşuldu. Nice rüyalarının kâbusu oldu bu küre-sel oyun…

İyi bir hakemin nasıl olması üzerine kritikler yapıldı. İyi hakem öncelikle âdil, güvenilir, tarafsız, dürüst, kontrollü, sabırlı, tutarlı, kararlı, hassas ölçülü, dakik olmalıydı. Güçlü, dayanıklı ve disiplinli olmakla birlikte oyunun akışını çok iyi kontrol etmeli, detayları görmeli ve her şeyi net bir şekilde duymalıydı. Baskılara direnmeli, hızlı karar vermeli ve gerektiğinde kuralların da esiri olmamalıydı. İyi hakem her yeni duruma hazır bir üretkenlik yeteneğini taşımalıydı.

Uhreviler meclisinin sohbet ve muhabbet mevzuu da Hakem’di. Konuşulan öyle bir Hakem idi ki hem Hakîm, hem de Hâkim unvanlarının sahibiydi. Faydalı, sanatlı, sistemli yaratmasıyla Hakîm; hak, hukuk ve adaleti gözeterek hükmetmesiyle de Hâkim olan bir Yüce Yaratıcıydı.

Hakem öyle bir Sani-i Kadir’di ki iç içe sayısız hadiseleri hikmetle ve tam bir hâkimiyetle yönetmekteydi. Bir iş diğer bir işe engel teşkil etmiyordu. Nazarından kaçan, işitmediği, farkına varmadığı, unuttuğu hiçbir durum yoktu.  Bütün tercihleri ve kararları isabetliydi. Hükmederken en kısa yolu, en hafif sureti, en faydalı yönü ve en güzel şekli tercih etmekteydi.

O öyle bir Hakem’di ki esir zerrelerinden atomlara, gezegenlerden yıldızlara, galaksilerden ta süperkürelere kadar nice kürenin muhteşem hareketlerini tanzim edendi.

O öyle bir Hakem’di ki yaratıcılığı karşısında hiçbir kimsenin zerre-miskal hak iddiası da mevcut değildi. Meleklerden sineklere kadar her canlının yegâne hâli ancak rengârenk kulluk motifleriyle bezenmekti.

O öyle bir Hakem’di ki icraatlarını ve faaliyetlerini kayıt eden çekirdeklerden, hafızalardan âlem-i misale, Levh-i Mahfuz’a kadar sayısız hafıza levhaları vardı.

O öyle bir Hakem’di ki O’nun âdil ve hakperest kararlarına herkes hem razıydı, hem de O’nun ihtişamlı hükümlerine azami saygılıydı.

O öyle bir Hakem’di ki ne bir ortağı, ne de bir yardımcısı vardı. Çünkü buna hiçbir ihtiyacı yoktu. Her işi bizzat kendi yönetir, takip eder, kontrol eder, karar verir ve icra ederdi.

O öyle bir Hakem’di ki ezelden ebede her türlü medihler, alkışlar, tezahüratlar yalnız ve yalnız O’naydı.

O öyle bir Hakem’di ki baharın yeşil sahasında dört yüz bin takımı farklı formaları ve dizilişleriyle idman ve talimden geçirirdi.

O öyle bir Hakem’di ki İsrafil’in (AS) sûruyla bahardan mahşere kadar bütün meydanları doldurup cuş-u huruşa getirirdi.

O gerçekten Hakem’di, Hâkim’di, Hakîm’di…



Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.


Paylaşım
%d blogcu bunu beğendi: