Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

Nefse darbe: Oruç

Nefse darbe: Oruç

Bugün 27 Mayıs 2017. Hem mübarek Ramazan ayının ilk günü hem de 57 yıl önce gerçekleşen menhus bir darbenin yaşandığı gün.

27 Mayıs 1960 Darbesi Cumhuriyet dönemindeki menhus darbecilik geleneğinin başlangıcıydı. Ardından 1971 Muhtırası, 1980 Darbesi, 1997 Postmodern Darbesi, 2007 e-Muhtırası, 17-25 Aralık 2013 yargı darbesi ve son olarak 15 Temmuz darbe girişimleri yaşandı. Bu aziz milletin hürriyetine darbenin her türüyle zarar verilmek istendi lakin bütün yaşananlar hürriyet ateşinin her defasında daha da alevlenmesine vesile oldu.

Her yıl 28 Şubat, 12 Mart, 27 Nisan, 27 Mayıs, 15 Temmuz, 12 Eylül, 17-25 Aralık tarihleri bizi tekrar darbelerle yüzleştiriyor. İnsaniyetimizin anahtarı olan cüz’i ihtiyar ve hürriyetimizin hakkını savunmak adına büyük bir coşkuyla darbelere karşı duruşumuz ve nefretle haykırışımıza da bir vesile teşkil ediyor. Fakat bu yıl başta da dile getirdiğim gibi iki farklı duyguyu aynı anda yaşıyorum. Zira bugün birbirine zıt iki darbenin hissettirdiklerinin aynı anda muhatabıyım. İkincisi malum askeri menhus darbenin hissettirdikleri. Asıl olan birincisi ise başlıkta da işaret ettiğim Ramazan ayı orucunun nefsime vurduğu darbe…

Mektubat isimli eserinin 29. Mektub’unda Bediüzzaman Said Nursi orucun nefsin iktidarına vurduğu darbeyi şöyle dile getirmiştir:

Ramazan-ı Şerif’teki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd olduğunu bildirir.

On bir ayda çoğunlukla nefsin istibdadı hükmediyor bedenlere. Sair zamanlarda nefs-i emmare vücud ülkesinin hakimiyetini menhus oyunlar, hileler ve darbelerle ele geçiriyor. Ruh, kalp, akıl, sır gibi yüksek hisler ya zindan-ı esarette çürümeye mahkum oluyor ya da nefsin birer dalkavuğu olmanın zilletini yaşıyor.

Ramazan ayı geldiğinde ise vücud aleminde çok büyük bir inkılap gerçekleşiyor. Orucun darbesiyle nefs iktidarını anında kaybediyor. Efendi değil ancak bir hizmetkar olduğunu hakkalyakin derecede idrak ediyor. Asıl vazifesinin acz, zaaf ve fakrını tam anlamıyla hissetmek ve anlamakla kulluk dairesindeki bir terbiyeyi takınmak olduğunu fark ediyor.

Hasıl-ı kelam toprak olası darbeler ve darbecilerden hiç hazzetmiyorum. En tehlikeli darbeci ve ebedi hayatımı tehdit eden nefs-i emmare ise en çok dikkat etmem ve teyakkuzda olmam gerekeni. Bununla birlikte bir istisnadan da bahsetmem gerekirse o da nefsin firavunluğuna karşı darbe gerçekleştiren oruç ibadeti…

Ramazan Şerif’te oruç ibadetinin hakkını vererek her türlü nefsani esaretten kurtulan ve hürriyetin tadını çıkaranlara selam olsun…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaşım