Sen mi geldin!

Kapıda onu görünce bir an duraksadı. Yüzünde şaşkınlıkla karışık, belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

Sevinmemiş gibisin…

Olur mu hiç! Böyle haber vermeden gelince… Ne yapacağımı bilemedim.

Hadi hemen çıkıyoruz. Hızlı olmamız lazım!

Nasıl? Şimdi mi?

Evet, hemen şimdi…

Biraz içeri girseydin?

Hiç vaktimiz yok; sakın ısrar etme!

Sesi çok kararlıydı. Sanki bir emir almış da onu tebliğ ediyordu.

Anlamıyorum, bu acele niye?

Anlayabilirsin… Sen yeter ki önemseyerek beni dinle lütfen!

Telaşlandırıyorsun beni… Niçin gidiyoruz? Hem de nereye böyle?

Yolumuz çok uzun, yolculuğumuz da epey sürecek…

Yani?

Yola çıkınca göreceksin.

Çok gizemli konuşuyorsun, daha da meraklandırıyorsun.

Şimdi açıklamaya vakit yok… Acele etmelisin!

Bu yolculuk işi çok ani oldu. Hiç hazır değilim!

Öyle mi? Oysa senin buna her zaman hazır olduğunu sanırdım.

Hüsnüzan etmişsin. Ama öyle hemen yola çıkamam! Bavulumu hazırlamam lazım; biraz vakit alır…

Hiç vaktimiz yok dedim ya!

Küçük bir çanta hazırlasaydım…

Zihni bir anda düşüncelerle dolup taştı. Biraz da yanına alacaklarının değil geride bırakacaklarının derdine düştü.

Dalıp gitme! Hemen, şimdi çıkmamız lazım. Hadi beni takip et lütfen!

Ama zaruri eşyalarımı yanıma almadan yapamam, bilirsin.

Bu sefer mümkün değil. Ayrıca artık onlara da ihtiyacın olmayacak!

Korkutuyorsun beni… Böyle alelacele, ne yolculuğu bu?

Korkulacak, endişe edilecek bir durum yok. Bana güvenmiyor musun yoksa?

Güveniyorum elbette… Kendimden de fazla… Ama?!

Ama ne?

Bir yabancılık hissine kapıldım nedense…

Yolda konuşuruz bunları, çok vaktimiz olacak.

Yaa, biraz sonra çıksak? Biraz vakit tanısan bana… Olmaz mı?

Niçin?

Sanki bir daha buraya dönemeyeceğim hissi kapladı içimi. Daha yola çıkmadan özledim evimi, sevdiklerimi, biriktirdiklerimi…

Bakışlarını bir süre evin içinde gezdirdi; sanki her bir eşyayla teker teker vedalaşmak istercesine. 

Anlıyorum seni. Lakin hiç vaktimiz kalmadı.

Bu telaşına anlam veremiyorum bir türlü!

Yolda izah ederim, anlarsın. Çok vaktimiz olacak…

Sen izah edersin de… Ben anlar mıyım bilemem?

Anlarsın dedim ya; inan bana…

Tamam, dediğin gibi olsun.

Hazır mısın?

Pek değil… Ama sanırım artık gitmeliyiz.

Hadi çıkalım o zaman.

Dur! Son bir kez daha baksam?

Olur ama bu son olsun. Hemen peşimden gel lütfen!

Eşiğin önünde durdu. Bakışları son kez evin her karışında hızlıca dolaştı. Kapıyı çekti ve hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Hoşça kal evim… Allah’a emanet olun tüm sevdiklerim…