Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

Yağmur, rahmet, peygamber

Yağmur, rahmet, peygamber

Yağmur herkes için yağar. Yağmurun çoğu rahmettir; azı zahmet. Zahmet de zahirde zahmettir. Netice itibariyle yine rahmettir. Zahmet olarak algılayış ise ıslanmamak için koşturur. Nasreddin Hoca’dan kopya çekebilenler, bu hallerine “Ben yağmurdan kaçmıyorum, Allah’ın rahmetine basmamak için koşuyorum” kılıfını bulabilirler. Oysa yağmura rahmet nazarıyla bakanlar ne yapar?

Yağmurun intizamla indirilişini hayranlıkla seyrederler. Yağmur duasına çıkmışçasına ellerini uzatıp duada bulunurlar. Yağmura hürmet ederler. Çünkü o ilahi merhametin bir hediyesidir. Yücelerden gelen rahmet mesajlı bir mektuptur. Bundan 14 yüzyıl önce Rahmete’l-lil Alemin’in (asm) yaptığı gibi…

Hz. Enes (İbn Malik) anlatıyor: (Bir gün) Rasulullah (asm) ile birlikte iken yağmura tutulduk, Rasulullah (asm) hemen (yağmurun altına) çıkıp (vücudunun) bir kısmından elbisesini sıvazladı, nihayet orası yağ murla ıslandı. Bunun üzerine biz: “Ey Allah’ın Resulü, bunu niçin yaptın?” diye sorduk. “Çünkü bu Rabbimin katından yeni geliyor” buyurdu.

Yağmur

Yağmur şeffaftır. Durudur, berraktır… İçi-dışı birdir.

Yağmur aynadır. Gökyüzü sergisinde güneşin tüm renklerini yansıtabilir. Arzı gökkuşağıyla taçlandırır.

Yağmur gezgindir. Bulutların cevfinde uzun yolculuklar yapar. Adresine gelince de inmesini bilir.

Yağmur binektir. Yağmur meleğini şahadet âleminde gezdirir. Mülkünü melekûtuna teslim ve temsil ettirir.

Yağmur ikramdır. Cömertliktir… Canlı-cansız, kâfir-mü’min, zengin-fakir herkes içindir.

Yağmur sürprizdir. Tebdil-i kıyafetle ansızın gelir, ansızın gider. Daima hasretle beklenir.

Yağmur berekettir. Baharda tüm çekirdekler ve tohumlar onunla çatlar, yeşerir, büyür, çoğalır, çiçek ve meyve verir.

Yağmur duadır. “Faliku’n habbi ve’n-neva”dan “istidat lisanı”yla istemektir. Yağmursuzluk duanın vaktidir.

Yağmur aşktır. Şaire göre arz ile semanın evliliğidir. Gök gürültüsü de bu evliliğin düğün müziğidir. Bazısına göre ise artı yüklü bulutlar ile eksi yüklü bulutların evliliğinden doğan sevimli bir çocuktur.

Yağmur merhamettir. Semanın yeryüzüne acıyıp ağlamasıdır. Mevlana’nın deyimiyle “Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?”

Yağmur şefkattir. Bir annenin yavrusunu emzirmesi misali, âb-ı hayata muhtaç canlılara semadan inen şefkat pınarıdır.

Yağmur antikadır. Sanattır… Hidrojen ve oksijen gibi iki basit maddeden terkip edilmiştir. Basitliğiyle beraber milyonlarca canlı türünün sanatlı yaratılışının şifresidir.

Yağmur tasaffidir. Arzdaki suyun bulut fabrikasında arıtılmasıdır.

Yağmur nezafettir. Gökyüzünü ve yeryüzünü temizler, cilalar, parlatır.

Yağmur emirber neferdir. “Arş” emrini aldığında birkaç dakikada semayı doldurur. Bir komutanın emrini bekler gibi durur. İhtişamıyla birlikte, nazik bir şekilde tanelerini yeryüzüne indirir. Görevi bitince de gizli kışlasına çekilir.

Yağmur diriliştir, hayattır. Hayat kaynağıdır. Arzın en hayatî olayıdır.

Yağmur nimettir. Rahmet hazinesinden indirilir. Bu sebeple Kur’an’da ısrarla yağmur için “indirdik” denir. Zira veren el, alan elden üstündür.

Yağmur rahmet şerbetidir. Geniş yeryüzü sofrasının misafirlerine gökyüzünden ihsan edilen bir iksirdir.

Yağmur cisimleşmiş rahmettir.

Rahmet

Cenab-ı Hakkın asrımıza eşsiz rahmeti olan Risale-i Nur’un nazarına göre, sınırsız kâinatı şenlendiren rahmettir. Varlığın karanlığını aydınlatan rahmettir. Mülk ve melekût âlemlerini canlılarla dolduran rahmettir. Muhtaç varlıkları rızıklandırıp terbiye eden de rahmettir. Kâinatı insana hizmet ettiren rahmettir. Ölümlü insanı ebedileştiren ve Ezeli Yaratıcısına dost yapan yine rahmettir.

Kâinatın dört maddi unsuru (toprak, su, hava, ışık) olduğu gibi, dört manevi unsuru da vardır. Bu unsurlardan biri rahmettir (Diğerleri hikmet, adalet ve inayet). Rahmet bu derece kâinatın maneviyatına kök salmıştır.

Cenab-ı Hakkın sebepleri perde yapmadığı dört şeyden biridir rahmet (Diğerleri vücut, hayat, nur). İlahi izzet ve azamet perdeleri gerektirir. Bu dört şeyde ise perdelere ihtiyaç bulunmaz. Çünkü dördünün de mülk ve melekûtunda izzet ve azamete münafi (çirkinlik, kusur, noksan vs.) hiçbir şey yoktur.

Yağmur hem hayat kaynağıdır, hem de cisimleşmiş rahmettir. Bu sebeple yağmura izzet perdeleri konulmamıştır. Yağmurun yağma zamanı belirli bir kanuna bağlanmamıştır. Eğer yağmurun yağması –güneşin doğması gibi- düzenli olsaydı, gaflet perde olabilecekti. Neticede şükür, ubudiyet ve duanın çok önemli bir kapısı kapanacaktı.

Kulluk görevlerinden biri de tanıklık olan insanın her şeyle bir ilgisi vardır. İnsan kendini yaratanını merak ettiği gibi, tüm varlıkların da nasıl ve niçin var olduğunu bilmek ister. Oysa Cenab-ı Hak zatıyla, ulûhiyetiyle, zamandan ve mekândan yüce oluşuyla, yetmiş bin perde arkasında gizlidir. Kendini tanıttırmak ve sevdirmek isteyen Cenab-ı Hak rububiyetinin ve rahmetinin yakınlığını insana fark ettirmek için bir kısım işaretler koymuştur. İşte yağmur Cenab-ı Hakkın ilkbahardaki mu’cizevi işlerindeki rahmetinin işaretlerinden biridir.

Yağmura dikkatle bakan arzı ve semayı gizli iki mahzen yapan Rahman-ı Zülcelal’i fark eder. O’nun rahmet hazinelerinin tüm ihtişamıyla, çeşitliliğiyle ve güzelliğiyle açığa çıkışını izler.

Rahmet; minnettarlık, şükür, muhabbet ve sena hislerini tahrik eder. Bu hisleri kemaliyle yaşayan ve başkalarına yaşatan ise Rahmete’l-lil Âlemin (asm) olmuştur.

Rahmete’l-lil Âlemîn (asm)

Âlemlere Yağmur’a (asm) tüm varlıklar gibi bulut da hayrandı, yağmur da. Çocukluğundan itibaren daima rahmet bulutları, Rahmete’l-lil Alemin’e (asm) gölgelik etti.

Yağmur O’nun (asm) dualarına şevkle koşturuldu. Rabbü’l Âlemin, Âlemlere Yağmur’un (asm) yağmur dualarını hiçbir zaman cevapsız bırakmadı. Birçok defa yaptığı yağmur duasını âniden, süratle, daha eline indirmeden kabul etti. Hatta bir defasında duadan sonra öyle bir sağanak oldu ki, Sahabeler “Aman dua et, kesilsin” demeye mecbur kaldılar. Suya muhtaç ordusu için dua ettiği ânlar oldu. Adeta yağmur yalnız orduya su vermek için geldi, ihtiyaca göre verdi ve gitti. Zaman oldu parmakları bulut oldu; yağmur gibi âb-ı hayat kaynağına dönüştü.

Âlemlere Rahmet Peygamber (asm) küçüklüğünde bile rahmetin vesilesiydi. Dedesi tarafından -mübarek yüzü hürmetine- birçok defa yağmur duasına götürüldü.

“Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım” kutsal sözü, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (asm) için söylendi. Nasıl ki bir çekirdek, ağaç olup meyve vermesi için toprağa ekilirdi. Kâinat da Rahmete’l-lil Âlemin (asm) gibi en mükemmel meyveyi netice vermesi için yaratılmıştı. Bu sebeple Cenab-ı Hak ilk olarak nur-u Muhammediyeyi (asm) yarattı. Kâinatı da O’nun (asm) nurundan yarattığı “madde-i acîniye”den vücuda getirdi.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (asm) sonsuz rahmetin de kâşifiydi. Çünkü rahmetin kaynağı olan Esma-i Hüsna’yı eksiksiz, ayrıntısıyla ve tüm mertebeleriyle keşfetmişti. Mesela Rahman isminin hakkıyla bilinmesi, dünya ve içindekilerden, belki Cennet ve içindekilerden daha büyük bir rahmetti. Çünkü biri –Cennet de olsa- mahlûktu; Rahman ismi ise ezeliydi, tüm zamanları ve mekânları kuşatmaktaydı. Rahman’ı bulan ve bilenin âleminde Cennetin lezzetleri bile geri kalırdı. Rahman’ın sonsuz rahmetine vesile olan Rahmete’l-lil Alemin’e (asm), Rahman’ın ilmindeki varlıklar sayısınca salatü selam olsun…

Resul-i Ekrem’in (asm) âlemlere rahmet oluşunu yağmura benzeten Nurullah Genç’in enfes ifadeleriyle söze son verelim:

…Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

…Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini

…Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

…Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin



Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.


Paylaşım
%d blogcu bunu beğendi: