I.

İnsan o kadar acizdir ki, varlığını algılayamadığı bir virüse bile mağlup olur. Özellikle pandemik (eski Yunanca’da, pan tüm + demos insanlar) hastalıklara sebep olan virüsler insanın endişe ve korkusunu ziyadeleştirir. Pandemik hastalıklar bulaşıcı, öldürücü ve yeni ortaya çıkan hastalıklardır. 21. Yüzyılın ilk pandemisi (2009 H1N1) geçen yıl tüm insanlığı epey telaşlandırmış ve endişelendirmişti.

İnsanlığı tehdit eden pandemiler yalnız maddi hastalıklar değildir. Narsisizm gibi manevi hastalıkların da birer pandemiye dönüşme tehlikesi sözkonusudur. Küresel manevi hastalıklar, en az maddi hastalıklar kadar endişe vericidir. Çünkü bir grip pandemisi hayatı tehdit ederken, narsisizm salgını ise insaniyeti tehdit eden dehşettedir.

Narsistik kişilik bozukluğu (NKB) ilk kez 1971’de, Psikanaliz kuramcısı Heinz Kohut tarafından tanımlanmıştır. 1980’e gelindiğinde NKB resmi olarak DSB-III’e (Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel Klavuzu) dâhil edilmiştir. Son otuz, kırk yılda çok fazla yaygınlaşan narsisizm küresel bir psiko-kültürel hastalığa dönüşmüştür.

II.

Narsisizm, kişinin kendini aşırı beğenmesi, imtiyazlı olduğuna inanması, herkese üstünlük taslaması, sürekli takdir ve özel muamele beklentisinde olmasıdır.

Narsisizm, narkoz, narkotik, nergis ve Narkisos ile aynı kökten türemiştir. Eski Yunanca’da “narke” kelimesi uyuşma, sersemleşme manasına gelir. İngiliz bilimadamı Havelock Ellis 1898’de Narsisizm terimini Narkisos mitolojisiyle ilişkilendirip ilk defa kullanan kişi olarak tarihe geçmiştir. Bu terimi 1899’da Paul Nacke bir makalesinde kullanıldığında da literatüre girmiştir.

Mitolojiye göre Narkisos hayalindeki aşkını arayan yakışıklı bir gençtir. Onun aradığı kusursuz bir eştir. Lakin Narkisos o kadar seçicidir ki, her dediğini tekrarlayan peri kızı Eko’nun aşkını bile reddeder. Narkisos hayalindeki aşkını bir türlü bulamaz. Ta ki bir gün suda kendi yansımasını görene kadar… Narkisos kendi görüntüsüne âşık olur. Ölene dek gözlerini yansımasından ayırmaz.

III.

Narsisizm üzerine bilimsel çalışmalarıyla tanınan Dr. Jean M. Twenge, narsisizmi “ruhun fast-food”u olarak tanımlar. Dr. Twenge’ye göre gerçekte berbatken, harika olduğunu düşünmek narsisizmdir.

Narsist, kendini çok önemser, çok konuşur, mağrurdur, kendini metheder ve kendi hayalinde bir efsanedir. Başkalarını noksanları için suçlar, kendi başarılarıyla ise böbürlenir. Eleştiriye hiç açık değildir. Kendini geliştirme ihtiyacı da hissetmez. Çünkü bunu çoktan başardığına inanır. Bir numara olmadığı halde, bir numara olduğunu zannettiğinden aşırı iddiacıdır. Ekiple kazanılan başarıyı kimseyle paylaşmak istemez. Bütün payeyi kendine çıkarmayı yeğler. Kendisini o kadar çok sever ki, geriye başkasına ayıracak sevgisi kalmaz. Bir narsist maddeci yaklaşımından, aşırı rekabetçiliğinden, gösteriş takıntısından, çıkarcılığından ve şöhretperestliğinden rahatça fark edilebilir.

Dr. Twenge bir narsistin toplumun huzurunu nasıl bozabileceğini basit bir misal vererek izah eder. Mesela, bir uçak yolcusu seyahat boyunca koltuğunu arkaya yatırırsa, arkasında oturan yolcu da aynı şeyi yapmak zorunda kalır, onun arkasındaki de, en arkaya kadar bütün yolcular da. Bu çok önemli bir noktadır ki, çok az sayıda narsist bireyin bile toplumun geri kalanı üstünde çok büyük etkisi olabilir.

IV.

Dr. Twenge narsisizmin yaygınlaşmasını beş ana sebebe dayandırmıştır: 1- Özgüven zannedilerek kendine hayranlığa verilen önem, 2- Çocuk merkezli ebeveynlik, 3- Ünlüleri yüceltme ve medya teşviki, 4- İnternetle desteklenen ilgi arayışı, 5- Kolay krediler.

Özgüven maskesi takmış bir narsisizm normal, hatta iyi bir şey olarak algılanabilmektedir. Oysa kendine hayran, her konuda benmerkezci, ilişkilerinde üstünlük taslayan, dediği dedik ve iddiacı narsist bir kişilik bozukluğu asla özgüven değildir.

Narsisizm salgınını ateşleyen faktörlerden biri de yeni ebeveynlik kültürüdür. “Helikopter ebeveynlik” denilen bu yeni anlayışla süper başarılı çocuklar yetiştirmek istenirken, farkında olmadan süper narsistler yetiştirilir. Otoriteyi küçük çocuklara bırakan, onlara hak etmedikleri methiyeler düzen, onları öğretmenlerinin eleştirilerinden koruyan, onlara pahalı hediyeler alan ve özgürlük tanırken beraberinde sorumluluk vermeyen ebeveynlerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Çocuklarının özel olduklarına inanan ebeveynler, –sıradışı bir isim arayarak- doğdukları andan itibaren hayatları boyunca onları benzersiz etiketlerle donatmak hevesindedirler.

Narsisizmin yayıcılarından biri de ünlüler ile egemen oldukları yazılı, görsel medyadır. Dedikodu dergileri, filmleri, reality şovları ve özellikle de –bir pusu gibi- ne zaman karşınıza çıkacağı belli olmayan reklamlarıyla medya, narsisizmin bir pandemi gibi hızla yayılmasına vasıta olmaktadır.

Narsisizmin güçlendiren diğer önemli bir faktör de internettir. Dr. Twenge’nin ifadesiyle internet devasa bir narsisizm çarpanıdır. Twitter, facebook, youtube vb. siteleriyle internet, narsistin egosunu parlatıp vitrine çıkardığı çok etkili bir iletişim aracına dönüşebilir. Üç yüz altmış beş gün, yirmi dört saat kendini sergileme ve reklamını yapma imkânı sağlar.

Günümüzde kolayca alınabilen krediler de narsisizm pandemisinin yayılmasını hızlandırıcı faktörlerdendir. Kolay kredilerle, gösterişli ve maddeci hayallerin hızla gerçekleşmesi mümkün gözükse de, aslında sözleşmeli kölelerden oluşan kiralık bir toplum ortaya çıkmaktadır.

Depresyondan toplumsal yozlaşmaya, ta küresel ekonomik krizlere kadar insanlığı etkileyen ana problemlerde narsisizmin derin izlerini görmek zor olmasa gerektir.

V.

Her insan narsist olmayabilir; fakat her insanın içinde narsist bir duygu vardır. Bu duygu ise insana kibir, gurur, öfke, hased, düşmanlık, inat, tembellik, oburluk, açgözlülük vb. kötülükleri telkin eden nefs-i emmaredir. Nefs-i emmare, en dehşetli narsist olan şeytandan dersini almaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi, nefs-i emmaresini “nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez; öyle ise nefsimden başlarım” diyerek ıslah etmiş bir İslam âlimidir. Bediüzzaman’ın nefsini ıslahında dönüm noktası Abdülkadir Geylani’nin (ra) Fütuhu’l Gayb kitabını tefe’ül etmesidir. Kitabı açtığında “Ente fi dari’l hikmeti fetlub tabiben yüdavi kalbek” cümlesiyle karşılaşmıştır. O yıllarda Bediüzzaman Darü’l Hikmet-i İslamiye’nin üyesidir. İslam dünyasının manevi hastalıklarının tedavisiyle meşguldür. Abdülkadir Geylani’nin (ra) ikazıyla kalbi ve nefsi hastalıklarının tedavisine yönelen Bediüzzaman, Fütuhu’l Gayb’ın tamamını manevi bir ameliyat niyetiyle ve nazarıyla okumuştur. Eserde geçen “ey münafık”, “ey riyakâr” tabirlerine nefsini muhatap yapmasıyla narsist yönlerini ıslah etmiştir.

Fütuhu’l Gayb’da kalbi ve nefsi hastalıkları tedavisi maksatlı birçok prensip vardır. Narsist nefsin mahiyetine ve ıslahına dair şu tespitler epey dikkat çekicidir: “İbadetin manası nefse karşı olmaktır; bütün hayırlar nefse karşı olmakla başlar”, “Eğer takva halinde isen, nefsine daima muhalefet et”, “Nefsine muhalif ol, Allah’tan yana olmuş olursun”, “Sen nefsine ve kötü arzularına taptıkça, velilerin derecesine çıkmayı isteme”, “Nefis ölmez, ıslah olur”, “Sakın kötülükleri yaparak nefsine zulmetme”, “Nefsini kurtar, tembelliğini gider, şahsi ve kötü arzuları kır, içinde ve dışında Allah’ın birliğinden başkası kalmasın”, “Nefsi kendi başına bırakmak cehalettir, Allah’a eş tutmaktır”, “Şer işleri kendine yükle, nefsini ıslaha çalış, eğer birini kötüleyeceksen nefsin yeter; çünkü bütün şerlerin yuvası odur”, “Daima isyan bayrağını elinde tutan nefsini itham et, onu kötüle; nefse darılman, Hakka darılman daha iyidir”, “Nefis Allah’a düşmandır; nefis, şeytan, bunlar ilahi ve kudsi varlıkların yokluğunu isterler”, “Allah için nefse hasım ol; nefse karşı ilahi bir asker ol; çünkü ilahi kuvvetlerin en büyük düşmanı nefistir”…

VI.

Risale-i Nur Külliyatında “nefs-i emmare”nin narsist yönlerini vurgulayan birçok hitabın varlığı dikkat çekicidir. Nurları okuyan dikkatli bir talebe nefs-i emmaresinin “nadan”, “bihuş”, “pürverves”, “tembel”, “şikemperver”, “bedbaht”, “sabırsız”, “sersem”, “dünyaperest”, “mağrur”, “riyakâr” vb. zaaflarının farkına varır.

Bediüzzaman, acz, fakr, şefkat ve tefekkürden hakikate giden kısa bir yol keşfetmiştir. Bu yolun adımları ise nefis terbiyesini ders veren dört ayetten mülhem “dört hatve”dir. Her bir hatve nefs-i emmarenin narsist bir yönünü tedavi eden birer basamaktır: 1-Nefse tapar derecede bağlanmamak, onu temize çıkarmamak, 2-Nefsi lezzetlerde, menfaaatlerde ve ihtiraslarda unutmak, hizmette hatırlamak, 3-Tüm kusurları, noksanları, hataları nefse vermek; her türlü güzelliği ve üstünlüğü ise Allah’tan bilmek, 4-Nefsin enaniyetini terk edip, kendi başına bir hiç olduğunu fark etmek; Allah’ın isimlerinin aynası olduğunda ise sonsuz bir varlık kazanıldığını anlamak…

Narsisizmden kurtuluşun en keskin yolu ihlâsı kazanmaktır. Nur Risalelerinden “İhlâs Risalesi” ve “tetimmesi” mahiyetindeki “Hücumat-ı Sitte Risalesi” narsisizmi tedavi eden en nurani iki tiryaktır. İhlâs Risalesindeki dört düstur -bir yönüyle- narsisizm illetinin tesirli devalarıdır. Birinci düstur olan “amelinizde rıza-i İlahi olmalı; eğer o razı olsa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok” hakikati insanın bencillik, riyakârlık, şöhret, çıkarcılık, maddecilik gibi narsist özelliklerini tedavi eder. İkinci düsturun özü olan “kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nevinden gıpta damarını tahrik etmemek” cümlesi de gurur, kibir, böbürlenme gibi kötü ahlakın ilacıdır. “Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz” olan üçüncü düstur ise rekabet, hilekârlık gibi narsist yönleri törpüler. Dördüncü düstur olan “kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şakirane iftihar etmek” hakikati de gıpta, hased, kıskançlık gibi narsist zaaflar kurtuluşun şifresidir.

Hücumat-ı Sitte Risalesinin altı meselesi narsisizmi besleyen altı tehdite işaret eder ve onları bertaraf etmenin yollarını gösterir. Özet olarak bu tehditler şunlardır: 1-Hubb-u cah (şöhretperestlik, riyakârlık), 2-Havf (öfke, saldırganlık), 3-Tama (maddecilik, menfaatperestlik), 4-Milliyetçilik (toplumsal narsisizm, üstünlük duygusu), 5-Enaniyet (bencillik, kibir, gurur) 6-Vazifedarlık, tembellik, tenperverlik (rekabet, gösteriş merakı).

Narsisizm pandemisine karşı bağışıklık kazanmak için –lâakal on beş günde bir– İhlâs Risalesini ve tetimmesini bir de bu perspektiften tefekkür etmeye ne dersiniz?

 

Kaynakça:

Şeyh Abdülkadir GEYLANİ, Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler, “http://mevlanamedya.blogspot.com”

Bediüzzaman Said NURSİ, Sözler (21. Söz ve 26. Söz, Hatime), Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1994.

Bediüzzaman Said NURSİ, Mektubat (29. Mektub, 6. Risale), Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1994.

Bediüzzaman Said NURSİ, Lem’alar (8. Lem’a ve 21. Lem’a), Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2010.

Jean M. TWENGE ve W. Keith CAMPBELL, Asrın Vebası: Narsisizm İlleti, Çev. Özlem KORKMAZ, Kaknüs Yayınları, İstanbul 2010.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir