Zaman, kâinatta akan büyük bir nehirdir. Öyle ki, her şey de zamanla akar. Güneş, ırmak, gemi, rüzgâr, kan, zerre, tarih, ömür, ışık, ses, fikir, hayal…

İmam-ı Rabbani ne veciz söylemiş: “Melik’in atiyyelerini, ancak matiyyeleri taşır.” Zaman acîb bir matiyye… Gayp âlemini şehadete, şehadet âlemini gayp âlemine anbean vaktinde taşır da yorulmaz, aciz kalmaz.

Zaman, ilahi kudretin sayfası ve mürekkebidir. Kalem ucundaki bir noktanın, mürekkeple iz bırakıp kelimelere dönüşmesi misali; kudret kaleminin küçük noktaları olan zerrelerden büyük noktaları olan yıldızlara kadar herşey, zaman mürekkebinin sıbgasıyla mektubat-ı Samedaniye olur.

Zaman bir hazinedir. Fakat biriktirilemeyen, ödünç alınamayan, satılmayan eşsiz bir hazinedir. Zamanda hakiki tasarruf, ancak kudret-i Ezeliyeye aittir. İnsan ise kendisine ihsan edilen zaman sermayesini en kârlı bir şekilde harcamakla yükümlüdür.

Zamanın kıymetini en iyi insan bilir. Özellikle de mü’min… Ebedi hayatı kazandıran ömrünün kısa bir sınav zamanı olduğunun bilincindedir. Zamanın dar boyutlarında, zamandan münezzeh olan Allah’ı hakkıyla tanıyıp, Ona hakiki muhatap olmak için yaratıldığının şuurundadır. Ezeliyete yöneliş şuuru, Necip Fazıl’ın lisanında şu hitap çiçeğini açmıştır: “Seni aramam için beni uzağa attın. Âlemi benim, beni kendin için yarattın.

Zaman, namazla bâkileşir, bereketlenir, kıymet kazanır.

Zaman büyük bir nimettir. Nimet ise şükür ister. Namaz, zaman nimetine külli bir şükürdür. Şükrün neticesi de berekettir. Zaman, namazla bereketlenir.

Namaz, zamanın tüm boyutlarıyla yaşandığı bir ândır. Namaz zamanı, içiçe zamanların manalarını taşır. Zaman, namaz ile genişler, küllileşir, bâkileşir.

Zamanın aynaları vardır, insanda: Cisim, nefis, kalp, ruh… Cisim, zamandan ancak bir ânı resmeder. Nefsin hissesi, belki bir saattir. Kalp aynasında haftalar misafir olur. Ruh ise öyle bir aynadır ki yılları, belki asırları kuşatabilir. Ruh ve kalp aynalarının zamanı kuşatma dereceleri ise nuraniyetleriyle doğru orantılıdır. Bu aynaları parlatan nurlar ise, Bediüzzaman’ın ifadeleriyle “marifet-i İlahî”, “muhabbet-i Rabbanî”, “ubudiyet-i Sübhanî” ve “marziyat-ı Rahmanî” hakikatleridir.

Allah’ın marifeti, muhabbeti, rızası yolunda bir saniye, bir senedir, belki lâyemuttur. Zamanı bu şuurla yaşayan kimse -istidadı nispetinde- Bediüzzaman’ın şu tespitine mazhar olur: “Mü’min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan manevi bir ömrü vardır. Ve insanın bu manevi ömrü, ezelden ebede uzanan bir hayat nurundan medet ve yardım alır.

Zaman da, namaz da yenileyicidir. “İmanınızı Lailaheillallah ile sürekli yenileyiniz” diyen Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) sünnet-i seniyyesine temessük etmenin en güzel hâlidir, namaz.

Oruç, zekât, hac ibadetleri gibi namazın da insana zaman disiplini kazandıran yönleri vardır. Namazın beş vakit olmasıyla dünyevi ve uhrevi işler fıtrî bir şekilde tanzim edilir. Her gün namaz vakitlerinin yenileniyor oluşu, kişiyi monoton bir hayattan kurtarır.

Bediüzzaman, zaman ile namaz arasındaki irtibatı Dokuzuncu Söz’de ne kadar güzel izah etmiştir. Onun yaklaşımıyla beş vakit namaz, bir günü kuşattığı gibi, tüm zamana da aynadır. Her bir namaz vakti, zamanın “senevî”, “asrî” ve “dehrî” boyutlarının misalidir.

Sabah namazı, tüm başlangıçları ve dirilişleri hatırlatır bir zamandır. Senelik diriliş vakti olan nevruz, insanın dirilişi olan ana rahmi ve kâinatın dirilişi olan İlk Patlama, her sabah namazında manen yaşanır. İsrafilvari külli bir nazarın kazanıldığı bir zamandır.

Öğle namazı, tüm kemal zamanlarının şuuruna varıldığı bir vakittir. Öğle namazı, senenin kemali olan yaz mevsiminin ortasına, insanın kemali olan gençliğe ve kâinatın kemali olan ilk insanın yaratıldığı zamana manen götürür. Allah’ın o zamanlardaki icraatlarını fark ettirir ve o icraatları içindeki külli nimetlerine şükrettirir.

İkindi namazı ise, tüm ayrılıkları ve hüzünleri ihtar eden bir zamandır. Sonbaharın, ihtiyarlığın ve ahirzamanın hüzünlerini hissettiren bir namaz zamanıdır.

Akşam namazı, tüm bitişleri ve ölümleri ihtar eden bir vakittir. Senenin ölümü olan kışı, insanın ölümünü ve dünyanın ölümü olan kıyametin dehşetini hatırlatan bir zamandır. Hz. Azrail’in (a.s.) külli ubudiyetinin en iyi anlaşıldığı bir namaz vaktidir.

Yatsı namazı ise, tüm muhasebe ve sorgu hallerini hatırlatan bir namaz zamanıdır. Kışın beyaz kefenini, insanın kabirdeki kefenli halini, imtihan dünyasının kefenini giyip berzah âleminin başlamasını hissettirir.

En kritik bir zamanın, en muhteşem namazı Bedir’de kılınmıştır. İnsanlık tarihinin en muhteşem dönemi olan Asr-ı Saadet’in en kritik ânıdır Bedir. “Muaraza-i bilhuruf” mağlubiyetini kabullenemeyen ehl-i küfrün, son çare olarak “muharebe-i bissuyuf” yolunu tecrübe edişinin tezahürüdür. İ’caz-ı Kur’an’ın gür sesini kesemeyenlerin, ehl-i Kur’an’ın neslini kesmeye teşebbüslerinin zamanıdır. Üç yüz beş mü’minin bin müşrik’e karşı zorlu bir cihadıdır. Fakat ne kadar büyük olursa olsun yine de küçüktür Bedir; çünkü cihad-ı asgardır. Namaz ise cihad-ı ekberdir. Vahyin emriyle (Nisa, 4/102) Bedir’de cemaatle namaz kılmak, insanlık tarihinin en büyük siyasi hadisesine tercih edilmiştir. Bedir’de üç yüz beş mü’min dünyaya sırt çevirmiş, Allah’a yönelmiştir…

Hülasa, namaz nurani bir mercektir; tüm zamanları cem’eder. Küçük miraçtır; zamanî perdeleri teker teker kaldırıp, marifetullah ve muhabbetullahın göklerine yükseltir. Namaz, ezeliyete, yani zamansızlık âfâkına yönelişin doruk noktasıdır.

Ne mutlu ciddiyet, huzur ve ihlâs ile namazını dosdoğru kılanlara…

One Reply to “Namaz zamanı”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir