Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

Nakd-i ömür

Nakd-i ömür

Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,

Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.

Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,

Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber.[1]

— “Bir ticaret yapmadım…”

— Tacir misin?

— Evet hem tacir hem de kimyagerim.[2]

— Lakin ticaretin yok. Ticaretsiz tacir olunur mu?

— Haklısın, bu benim ikilemim ya da acemiliğim, tecrübesizliğim; ruhumun cebine konulan pusulayı[3] okuyup amel etmemek beni bu vahim konuma düşürdü.

— Ticaret yapmadığına göre ne kârdasın[4] ne de zararda.

— Keşke! Ne yazık ki sermayemi ne koruyabildim ne de biriktirebildim.

— Ne oldu?

— “nakd-i ömr oldu hebâ,”

— Niçin?

— Bana her gün yirmi dört altın[5] olarak öyle bir sermaye ihsan ediliyor ki kâr getirecek işlere yatırım yapmazsan hemen heba olup gidiyor.

—  Kaybın hakikaten pek büyük… Peki pişman mısın?

— “Yola geldim…”

— Güzel, zararın neresinden dönersen kârdır. Öyleyse geçmişi bırak ve halen fırsatın varken geleceğini iyi değerlendir.

— “lakin göçmüş cümle kervan bîhaber.”

— Sermayen daha kesilmemişse halen ümit var demektir[6] lakin gerçekten nedamet edip ciddi ve samimi gayret göstermelisin.

— “Ağlayıp, nâlan edip düştüm yola tenhâ garîb,”

— Tebrikler, ağlayıp inlemen pişmanlığının işareti, inşallah bu haletiruhiyen ilahi şefkat ve rahmeti celbeder. Lakin göçmüş kervanların peşinden rehbersiz tek başına çıkman çok tehlikeli… Mutlaka birinin ismini al[7] ve bir isme dayan.[8]

— “Dîde giryân, sine biryân, akıl hayrân bîhaber.”

İnşallah gözünden yağan tevbe yaşları kalbini kavuran günah cehenneminin ateşlerini söndürecek ve pek uzun ebediyet yolculuğunda[9] şaşkın kalmış aklının istikamet kazanmasına vesile olacak. İsmini aldığın Zat-ı Akdes’in huzuruna çıkaracak ve iltifatına mazhar edecek.

_____________________________________________________

[1] “Bir ticaret kılmadın ben nakdi ömr oldu hebâ,

Yola geldim lîk göçmüş cümle karbân bîhaber.

Çün ‘gel’ oldu yalnız girdim yola tenhâ garîb,

Dîde giryân sine büryân akıl hayrân bîhaber.”

Bkz. İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Altuntaş, “Tahmis‐i Derviş Azbî Divan‐ı Mısrî”, https://ismailhakkialtuntas.files.wordpress.com/2011/01/tahmisi-azbi-son-a5.pdf, (Erişim tarihi: 21 Haziran 2018)

[2] “— Tacir misin?

—  Evet hem tacirim, hem de kimyagerim.

— Nasıl?

— İki madde var, mezcettiriyorum. Birinden tiryak-ı şafi, birinden elektrik-i muzî tevellüd eder.

— Bunlar nerede bulunur?

— Medeniyet ve fazilet çarşısında, cephesinde insan yazılı ve iki ayak üstünde gezen sandık içindeki üstüne kalp yazılan ya siyah veya pırlanta gibi parlak olan bir kutudadır.

— İsimleri nedir?

— İman, muhabbet, sadakat, hamiyet.” (Münazarat)

[3] “Bir adam bir hizmetkârına on altın verip ‘Mahsus bir kumaştan bir kat elbise yaptır’ emreder. İkincisine bin altın verir, bir pusula içinde bazı şeyler yazılı o hizmetkârın cebine koyar, bir pazara gönderir. Evvelki hizmetkâr on altınla âlâ kumaştan mükemmel bir elbise alır. İkinci hizmetkâr divanelik edip evvelki hizmetkâra bakıp, cebine konulan hesap pusulasını okumayarak bir dükkâncıya bin altın vererek bir kat elbise istedi. İnsafsız dükkâncı da kumaşın en çürüğünden bir kat elbise verdi. O bedbaht hizmetkâr seyyidinin huzuruna geldi ve şiddetli bir tedip gördü ve dehşetli bir azap çekti. İşte edna bir şuuru olan anlar ki ikinci hizmetkâra verilen bin altın bir kat elbise almak için değildir. Belki mühim bir ticaret içindir.” (Sözler, 23. Söz)

[4] “İşte onlar hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden ticaretleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır.” (Bakara 2/16)

[5] “O yirmi dört altın ise yirmi dört saat her gündeki ömürdür… Acaba yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye bir tek saatini sarf etmeyen ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder!” (Sözler, 4. Söz)

[6] “[Dünya] hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alışverişini yap, gel; ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma.” (Sözler, 17. Söz)

[7] “Bedevi Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin –ta şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır.” (Sözler, 1. Söz)

[8] “Her bir kemâlin, her bir ilmin, her bir terakkiyâtın, her bir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki o hakikat bir ism-i İlâhîye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyâtı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla, o fen, o kemâlât, o san’at kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa yarım yamalak bir surette nâkıs bir gölgedir.” (Sözler, 20. Söz)

[9] “O nefy ve yolculuk ise alem-i ervahtan, rahm-ı maderden, sabavetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihandır.” (Sözler, 7. Söz)



Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.


Paylaşım