Medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat muhabbet iledir.

Mu’cize bana ne söyler?

Mu’cize bana ne söyler?

Nedir mu’cize? İnsan(lık)ın aciz kaldığı haller mi?

Eğer insanı aciz bırakan her şey mu’cize ise mu’cize olmayan tek bir şey göstermek mümkün mü?

Gerçekte her şey mu’cize olsa da insan ancak kendinin ve diğer varlıkların “acz”inin derecesini fark ettikçe “i’caz mührü”nü görebiliyor. Aksi takdirde muktedir zannettiği sebeplerin perdelemesiyle varlık üzerindeki bu ışıltılı mühürler gizleniyor. Alışkanlık ve yüzeysel bakış neticesinde varlık, varoluş ve değişimin her türü sıradanlaşıyor, normalleşiyor, hatta anlamsızlaşıyor. En nihayet mu’cize denilen hakikat geçmiş zamanın derinliklerinde bazı peygamber kıssalarına indirgenmek suretiyle hayatın merkezinden alabildiğine uzaklaşıyor ve ötekileşiyor.

Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi diye isimlendirilen On Dokuzuncu Mektub’u yeniden okurken mu’cize hakikatine dair tefekkürümü tazeleme ihtiyacını hissetmem beni hem ürpertti hem de şevklendirdi. Her şeye Kur’anî metotla bakıp incelemeyi öğreten Nur Risalelerinden meded istedim. Peygamber Efendimiz’in (ASM) üç yüzden fazla mu’cizesinden bahseden On Dokuzuncu Mektub örnekliğine ve Yirminci Söz perspektifine dayanarak mu’cize hakikatine yakınlaşmak istedim. Bana bir tefekkür rotası gerekti. Bu arayışımın rotasını da, “Kur’an’ın peygamber mu’cizelerinden bahsetmesinin (onun dört ana esası/maksadı olan) tevhid, haşir, nübüvvet ve adalet/ibadet açısından ne gibi bir anlamı var?” sorusu belirledi.

Kur’an’ın birinci ana maksadı olan tevhid penceresinden mu’cizeleri anlamlandırmanın büyük bir ehemmiyeti var. Zira mu’cizeleri peygamberler ya da bazı sebeplerden bilmenin neticesi şirke düşmektir. Mu’cize öncelikle Allah’ın sonsuz kudretinin “acz”in her nev’inden münezzeh oluşunun delilidir. Kadir-i Ezeli kendi yaratış kanunlarının esiri olmadığını mu’cizeler ile apaçık bir şekilde gösterir. Bununla birlikte kainatta hiçbir şeyin zerre-miskal bir şeyi yaratmaya gücü olmadığı ve tek bir zerreyi var edenin ancak kainatı bütünüyle yaratan bir zat olduğu gibi hakikatler göstermektedir ki âdi, basit zannedilen şeyler dahi birer mu’cize eseridir. Kısaca, her şey üzerinde parlayan i’caz mührü bir tevhid dürbünüdür ki hiçbir sebebin yaratıcılıktan nasibi olmadığını göstermektedir.

Nübüvvet perspektifinden bakıldığında her bir mu’cize güneş gibi ışıltılı bir peygamberlik delilidir. Peygamberlerin Allah’ın elçisi olduklarının en bariz delili mazhar oldukları mu’cizelerdir. Zira mu’cize yaratılış kanununun makbul bir dua neticesinde geçici olarak değişmesidir. Bu ise Allah’ın katında elçisi ve duasının ne derece muteber olduğunun göstergesidir. Her bir mu’cize en başta inkar edenler olmak üzere tüm insanlığa Allah’ın, “Evet, o benim elçimdir, davası da haktır” mesajını taşır. Bu manaya geniş bir bakış açısıyla nazar edildiğinde görülür ki mu’cizevi yaratılışla var edilen antika sanat kıymetindeki her şey sanki bir risaledir, ilahi bir mektuptur, yaratıcısından özel mesaj getiren tuğralı bir fermandır. Mu’cize ve mu’cizevi yaratılış da eşsiz bir sikkedir, hatemdir, tuğradır.

Kur’an’ın üçüncü maksad-ı esasisi de haşirdir. Mu’cizeler bize (ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de kalp hissetmiş) mu’cizeler diyarından müjdeler getirir. Mesela, bu dünyada az bir yemek ile yüzlerce kişinin doyması bir mu’cizedir; Cennette ise hiçbir şey eksilmeyecektir, bir şey yenildiğinde anında yerine yenisi gelecektir. Bu dünyada ağacın yürümesi, hayvanın konuşması birer mu’cizedir; ahirette ise cansızlar hayvan hayatında, bitkiler insan hayatında ve hayvanlar da çok daha yüksek bir hayat mertebesinde olacaklardır. Allah ile perdesiz görüşmek olan Mirac bir mu’cizedir; Cennette her ehl-i iman rü’yetullah hakikatine makamı nispetinde mazhar olacaktır. Kısacası, her bir mu’cize insanoğluna Cennet ve ebedi saadetin eşsiz nimetlerini hatırlatır ve müjdeler.

Mu’cizelerin adalet (ve ibadet) hakikatine bakan ibret verici yönleri vardır. En başta mu’cizeler insanı duaya teşvik eder ve dua eden kişiye ümit (reca) kapısını sonuna kadar açar. İnsanoğluna verilen mu’cizevi nimetlerin her birinin bir dua sonucu olduğunu ihtar eder. Nice nimetlerin ihtiyaç, istidad ve ıztırar diliyle edilen fıtri duaların neticesi olduğunu fark ettirir. Bilim ve teknoloji eliyle ikram edilen mu’cizevi nimetlerin de aslında kabul edilmiş kolektif dualar olduğunu düşündürür. Her bir peygambere ihsan edilen mu’cizenin insanlığın ufkunu açarak benzerlerinin yapılmasına teşvik olduğunu hatırlatır. Mu’cizelerde terbiye dersi de vardır. Ne aciz maddeler ne de aciz insanlar (peygamber dahi olsalar) bir şey icat ediyor değiller belki mu’cizevi nimetlerle ancak terbiye olunuyorlar.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Paylaşım