Miraç hakikatine dair akla gelebilecek her türlü soru ve vesvesenin makul izahları Otuz Birinci Söz’de yapılır. Miraç Risalesi de denilen bu Söz “dört esas” üzerine yazılmıştır. Risalenin giriş kısmında müellif eserde sırasını takip ettiği bu esasları şöyle sıralamıştır:

Bu sırr-ı azîmin dört esası var:

Birincisi: Miracın sırr-ı lüzumu nedir?

İkincisi: Hakikat-i Mirac nedir?

Üçüncüsü: Hikmet-i Mirac nedir?

Dördüncüsü: Miracın semerat ve faydası nedir?

Benim ders notum dördüncü esasta yer alan Miracın meyvelerine dair kısa bir analiz olacak.

Miraç Risalesi’nin dördüncü esasında miracın beş külli meyvesinden bahsedilir. Bediüzzaman, “Şecere-i Tuba-i maneviye olan Miracın beş yüzden fazla meyvelerinden nümune olarak yalnız beş tanesini zikredeceğiz” diyerek miraç meyvelerini yazdıklarıyla sınırlamadığını özellikle eserinin başında belirtir. Bununla birlikte Bediüzzaman’ın “nümune olarak” seçtiği “beş meyve”nin kendi Kur’anî mesleği açısından özel bir değeri de vardır.

Kanaatimce Miraç Risalesi’nin beş meyvesi; erkan-ı imaniye, İslamiyet, saadet-i ebediye, rü’yetullah ve insaniyet gibi ehemmiyetli hakikatlere bakmaktadır.

Miracın birinci meyvesi “erkan-i imaniye”ye bakar. Miraç mu’cizesiyle Peygamber Efendimiz (ASM) imanın altı esasını gözüyle görmüştür. “Allah’ı gören mi var?”, “Ahiretten gelen mi var?” gibi cerbezeli vesveselere “evet, var” cevabı ancak Miraç hakikatiyle verilir. Peygamber Efendimiz (ASM) melekler ve peygamberlerle görüşmüş, geleceğe yolculukla ahiret alemlerini gezmiş ve en nihayetinde perdesiz olarak Zat-ı Akdes ile görüşmüştür. Ay’a giden bir astronotun keşfine itibar etmek gibi, belki ondan daha kesin bir şekilde Peygamber Efendimiz (ASM) iman esaslarını hakkalyakin mertebesindeki tanıklığıyla haber vermiştir.

Miracın ikinci meyvesi “İslamiyet”in emirleriyle ilgilidir. Başta namaz olmak üzere Allah’ın rızasına ve muhabbetine eriştiren ibadet sırları Miraç hediyeleridir. İnsan kendisine –önemsiz de olsa- iyilik eden birine fıtri olarak karşılık vermek, hiç olmazsa teşekkür etmek ister. Dünya ve ahirette nice iyilik ve güzellikleri ihsan eden bir Zat’a karşı nihayetsiz minnettarlık hisleri de ancak küçük miraçlar hükmünde olan İslamiyet’in kulluk sırlarıyla hakiki mecralarını bulabilir.

Üçüncü meyve ise “saadet-i ebediye” hakikatidir. İnsan, hal ve fillerinin sonucu olarak iki dünya saadet ve mutluluğuna erişmek ister. Mutluluğun düşmanı ise ayrılık, ölüm, yokluk gibi şeylerdir. Miraç ile hiçbir şeyin yok olmadığı, ayrılıkların geçici olduğu ve asıl mutluluk diyarının ahiret olduğu kesinleşmiştir. Hem dünya hem de ahiret tecrübesi olan Peygamber Efendimiz’in (ASM) tanıklığıyla bu dünyanın bin senelik saadetinin dahi Cennetin bir saatine denk gelmediği anlaşılmıştır.

Dördüncü meyve “rü’yetullah” olarak tabir edilen Allah ile görüşme müjdesidir. Miraç, her mü’minin derecesine göre Cennette Allah ile perdesiz görüşüp tanışacağının bir delilidir.

Miracın beşinci meyvesi de “insaniyet” hakikatine bakıyor. Miraç ile insaniyetin melekiyetten ve tüm varlık mertebelerinden ne derece yüksek bir mahiyette olduğu anlaşılıyor. Zira insanların en şereflisi (ASM) en yüksek makam sahibi meleği (AS) Sidretü’l Müntehada bırakıp (imkan ve vücub ortası diye tarif edilen) Kab-ı Kavseyn makamına çıkıyor.

Bütün bunlardan sonra kendime bakıyorum. Kendime gelmem, fıtratıma dönmem gerektiğini bir defa daha hissediyorum. Miracın beş meyvesine soruyorum: “Bana ne diyorsun?”

O da diyor ki:

  • İmanını hakkalyakin mertebesine çıkar,
  • İslamiyet’ini ihlasa eriştir,
  • Saadet-i ebediyi kazandırmayan bir şeyin arkasından beyhude koşma,
  • Rü’yetullah ve rıza-i ilahi en büyük gayen olsun,
  • Yaratıcına aziz ve habib bir muhatap ol,

Ve devam ediyor:

Bu manaların güzel kokularını en başta tüm namazlarına taşı ve bu beş Miraç meyvesini ibadet-i tefekküriyende afiyetle yemeyi öğren ki ahir(ler)de aç ve susuz kalmayasın…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir