Minnet esareti

Allah’a karşı hissedildiğinde şükür ve hamde vesile olurken yönü kullara döndüğünde en sinsi bir esaretin kaynağıdır minnet. Minnet hissi Esma-i Hüsna’dan Mennan ve Mün’im isimlerine insanın ayna olması için verilmiştir. Mennan-ı Zülcemal karşılıksız nimetlendiren, in’am edendir lakin O’na karşı hissedilen minnette bile insaniyete yakışır bir hürriyet içinde izzet ve ikram vardır.

Ama bu his aciz varlıklara karşı hissedildiğinde zillet ve esaretin en sinsi ve sefil halleri iç içe yaşanmaya başlar. Masumane bir kılıfta, “Senin için saçımı süpürge ettim” sitemiyle takılmak istenen minnet kelepçesi kolektif kimliğe büründüğünde, “Biz seni yetiştirdik, emek verdik, adam ettik” vurgusuna dönüşür. Minnet esaretine girmeye direndikçe cerbeze dozajı artarak, “Sana vefalı olmak yakışır, sadakatini bozarsan halin vahim, çok şey kaybedersin…” gibi tehditvari söylemlere evrilir.

Bu gibi manevi baskılar sonuç vermediğinde ise ikazlar! giderek daha da şiddetlenir:

Altın mı yoksa bakır mısın diye mihenge vuruluyorsun; dikkat et, ince eleklerden elenenlerden olacaksın!

Şefkat tokatlarına belki de zecr tokatlarına maruz kalacaksın! Kork, titre ve kendine gel!

Davana ihanet ettin. Hakkımızı helal etmiyoruz. Her iki dünyada hepimizin elleri senin yakanda olacak!

Minnet zindanlarının öyle gardiyanları vardır ve onlar o kadar ısrarcıdırlar ki ellerinden kurtuluş ümidi yok gibidir. Ancak Bediüzzaman Said Nursi gibi bir şecaat sergilenirse karşı durmak mümkün olur:

İki elimde iki hayatımı tutmuşum,
iki hasım için iki meydan-ı mübarezede iki harple meşgulüm.
Tek hayatlı olan adam meydanıma çıkmasın.
Münazarat, s. 116.

Oysa Allah yoksulluk ve yoksunluktan kaynaklanan esaretin her halinden ‒başta minnet olmak üzere‒ insanı kurtarması için zekatı emretmiştir. Zekat emri minnet, zillet ve esaretin kökünü keser. Zira zekatın şartlarından biri de minnet edilmemesidir.

Bakara suresinin üçüncü ayetinde “zekat verirler” (yüzekkün) gibi kısa bir ifade yerine “kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda bağışta bulunurlar” (mimma razaknahüm yünfikun) gibi uzun bir cümle tercih edilmiştir. Bediüzzaman’a göre bunun sebebi zekat ve sadakanın altı şartının belirtilmesi hikmetidir. Bu şartlardan üçüncüsü ise minnet etmemek esasıdır.

Üçüncü şart: Minnet etmemektir. Şu şarta “razakna”daki “na” lafzı işaret eder. Yani “Ben size rızkı veriyorum. Benim malımdan Benim abdime vermekte minnetiniz yoktur.”

Minnet etmekte insanın kendini yaratıcısının yerine koyup rızık ve nimetin kaynağı olarak görmesi cinayeti vardır. Nisa suresinin yetmiş dokuzuncu ayeti hükmünce bütün iyilikleri Allah’tan ve bütün kötülükleri de nefs-i emmaresinden bilen biri ne kendine ne de grubuna minnet bekleyebilir mi? Bu sebeple dünyevi ve uhrevi tehdit noktasına varan minnet hissine bina edilmiş tahakküm ve istibdatların ne insani ne de İslami bir tarafı yoktur.

Aziz ve civanmert bir milletten topladıkları zekat paralarıyla minnet vurgunları yapanların ve esaret zindanlarına adam toplayanların sağır kulakları çınlasın…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir