21. yüzyıl bilgi teknolojisi alanında çok hızlı değişimlerin yaşanacağı bir çağ olacağını daha başından ispatlamıştır. Yeryüzünün herhangi bir yerinde üretilen yeni bilgilere ulaşmak, onları kolay ve ucuz bir şekilde arşivlemek ve zaman kaybetmeden uygulama alanını aktarabilmek günümüz hayatını derinden etkilemiştir. Ve bu etkileşimin gün geçtikçe artarak süreceği de görülmektedir.

Tarihin hiçbir döneminde yaşanmadığı bir şekilde ilk defa, yüz milyonlarca insan ne düşündüklerini ve ne hissettiklerini çok hızlı bir şekilde açık yüreklilikle paylaşabiliyorlar. Günümüzün fiber optik kabloları sayesinde bilgi ışık hızıyla kayıpsız taşınabiliyor. Bilgi paylaştıkça yükselen ve çoğalan bir özelliğe sahip olduğundan hızlı paylaşım, aynı hızda yeni bilgilerin üretilmesine imkân sağlıyor. Bu ise bilgi toplumu denilen bilgi paylaşımı, dolaşımı ve üretiminin toplum hayatını önemli ölçüde şekillendirdiği -bilgi düzeyi yükselmiş- yeni bir insanlık devrinin başladığının belirtisi olmaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi, seksen sene önce yazdığı bir eserinde insanlığın son döneminde ilim ve fenne çok büyük bir önem verileceğinden ve tüm gücün ilimden, bilgiden kaynaklanacağından bahsetmişti. Bilginin ahir zamanda çok büyük bir ilgi göreceğini ve bilgi paylaşımında ise belagat ve cezaletin öne çıkacağını dile getirmişti. Bilgi toplumunun ve belki daha ilerisinin resminiyse şu sözleriyle çizmişti:

“Ulum ve fünunun en parlağı olan belagat ve cezalet, bütün envaiyle ahir zamanda en mergup bir suret alacaktır. Hatta insanlar kendi fikirlerini birbirlerine kabul ettirmek ve hükümlerini birbirine icra ettirmek için, en keskin silâhını cezalet-i beyandan ve en mukavemetsiz kuvvetini, belagat-ı edadan alacaktır. (Sözler, s. 240)”

Risale-i Nur hizmeti kişinin önce kendi imanını güçlü kılması ve ardından ise başkalarının imanlarını takviye için ihlâsla çaba göstermesi şeklinde kısaca özetlenebilir belki. Yani Risale-i Nur hizmeti iman hizmetidir ve aslında İslamiyet’in ilk dönemlerinde olduğu gibi iman hakikatlerini hayatın en öncelikli meselesi olarak görmektir. Başka bir ifadeyle Kur’an ve iman hakikatlerini günümüzün seküler dünyasında da yaşanılabilir kılma ve toplum hayatının ana gündemine taşıma gayretidir.

Risale-i Nur hizmeti, telif tarihi olan 1926 yılından günümüze kadar seksen yıllık süreçte sürekli hizmet alanı genişleyerek sürmüştür. İlk telif edildiği dönemlerde Nur hizmetinin önceliği eserlerin yazılıp çoğaltılması noktasındaydı. Daha sonraları ise Isparta ve İnebolu’da, teksir makinesiyle Nur Risalelerinin çoğaltılması ve daha çok insana ulaştırılması dönemi başlamıştı. El ile Risaleleri çoğaltan Nur talebelerine “elmas kalemliler” diyerek daima kıymet veren Bediüzzaman, diğer taraftan teksir makinesini de “gayptan imdadımıza gelmiş Nurcu ve bin kalemli bir kâtiptir” diyerek Nur hizmeti için ilahi bir ihsan olarak görmüştü. Üstad, ömrünün son döneminde Nurların radyo diliyle Anadolu ve İslam âleminde yankı buluyor olmasını ise Nur hizmeti açısından çok büyük bir hayrın işareti kabul etmişti. Radyo için “milyonlar dilli bir külli hafız-ı Kur’an” tabirini kullanan bir Üstad, herhalde interneti görmüş olsaydı, rahmet ve nimetiyet yönünü çok daha çarpıcı ifadelerle vasfedebilirdi.

Birinci Dünya Savaşı esnasında cephedeyken te’lif ettiği İşaratü’l İ’caz isimli eserinde, Kur’an’ın “Hazret-i Süleyman’a kuşdilini öğrettik” (Neml, 27/16) ayetinin radyoya işaret ettiğini belirtmişti. Bununla birlikte Üstad eserinin aynı bölümünde Hz. Yusuf’un (a.s.) Kenan’da babasının görüntüsünü görmesinin (Yusuf, 12/24), Hz. Yakup’un (a.s.) Hz. Yusuf’un (a.s.) kokusunu almasının (Yusuf, 12/94) ve Hz. Süleyman’ın (a.s.) Belkıs’ın tahtını getirtmesinin (Neml, 27/90) insanlığın henüz bir kısmını keşfettiği ve zamanla keşfine muvaffak olacağı önemli icatlara işaret ettiğini ve yeni icatları teşvik ettiğini söylemişti. Bu noktadan hareketle günümüzün her gün yeni bir teknolojiyle karşımıza çıkan bilgisayar, televizyon, cep telefonu, uydu yayınları, internet vb. gelişmelerini bu kapsamda yorumlamak mümkündür.

Üstad’ın vefatından sonraki dönemde ise, Risale-i Nur’u daha geniş kitlelere ulaştırmak amacını taşıyan Nur talebeleri tarafından dönemin en etkili medya imkânlarının müspet yönde kullanılması dikkat çekicidir. Bu süreçte günlük gazete ve haftalık, aylık dergiler çıkarılmıştır. Risale-i Nur’dan esinlenerek akademik ve bilimsel üslupla hazırlanmış kitaplar ve kitap serileri yayınlanmıştır. Görsel yayıncılığın alanındaki ilk örnekleri bile üretilmiştir. Külliyatın önemli parçalarının birçok farklı dile çevrilmesi için tercüme girişimlerinde bulunulmuştur. Risale-i Nur’un büyük bir kısmının Arapça ve İngilizce’ye tercüme edilmesiyle Nur hizmetinin İslam âlemi ve Batı dünyasına açılımında çok önemli yeni gelişmelerin kapıları aralanmıştır. Günümüzde uluslar arası sempozyumlardan ulusal kongrelere, panel ve seminerlere; üniversitelerde Risale-i Nur üzerine çalışılan tez konularından dergi ve kitap çalışmalarına; ulusal yayın yapan radyo ve televizyonlardan web sitelerine, forumlara ve bloglara kadar geniş bir sahada Risale-i Nur hizmeti adına çok çeşitli –fakat birbirini destekleyen- çalışmalar Nur talebeleri tarafından sürdürülmektedir. Tüm bunlar Risale-i Nur hizmetinin geldiği noktayı görmek ve geleceğe ümitle bakmak açısından önemli gelişmelerdir.

İnternet Risale-i Nur hizmeti açısından yeni bir bilgilenme ve iletişim kanalı olma özelliğini taşımaktadır. Nur Talebelerinin internet imkânlarını gün geçtikçe daha etkili ve verimli kullandıkları görülmektedir. Birbiriyle sosyal hayatın içerisinde görüşmeleri mümkün olmayan farklı meslek ve meşrep sahipleri internet ortamında birebir temasa geçebilmekte ve her türlü konuyu açık yüreklilikle tartışabilmektedir. Forumlar vasıtasıyla belirli bir konu hakkında farklı insanlarla iletişim kurmak, fikir almak ve görüşlerini paylaşmak çok kolaylaşmış ve hızlanmıştır. Bloglar sayesindeyse, sıradan bir insanın kendi dünyasını fazla teknik bilgiye sahip olmadan, zaman harcamadan ve herhangi bir ücret ödemeksizin kolay bir şekilde başkalarıyla paylaşmasına fırsat doğmuştur.

Artık günümüzdeki yeni nesil her türlü bilgi ihtiyacını kütüphane yerine internetten karşılıyor. Arama motorları sayesinde istenilen tüm bilgi kaynağına saliselik zaman diliminde ulaşabilmek mümkün. Herhangi bir arama motorunda Kur’an ve İslamiyet’i aradığınızda karşınıza yüz milyonlarca metin çıkıyor. Risale-i Nur yâda Bediüzzaman’ı taradığınız zaman ise yüz binlerce sayfayla karşılaşıyorsunuz. Yani aslında internet, merak eden, araştıran biri için çok büyük bir birikimi hızlı, ucuz ve tüm alternatifleriyle sunabiliyor. Bu ise bilgi toplumu, internet yâda medya çağı denilen bir dönemin ilerleyen zamanlarında hakikati arayan çok daha fazla kişinin Risale-i Nur’lar vasıtasıyla iman ve İslamiyet hakikatleriyle tanışacağının bir işareti kabul edilebilir. Daha ilk dönemlerini yaşadığımız gelişmeler yakın gelecekte Üstad’ın “Herkeste din-i hakkı bulmak için bir meyl-i taharri uyanmıştır. Demek istikbalde nev-i beşerin din-i fıtrîsi İslâmiyet olacağına beraatü’l istihlâl vardır… Eğer biz doğru İslamiyet’i ve İslamiyet’e lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dâhil olacaklardır. (Münazarat, s. 86)” müjdesine dair ipuçları vermektedir.

İnternet üzerinden yapılan mültimedya yayıncılık, Risale-i Nur hizmeti açısından yeni açılımlar ve avantajları barındırmaktadır. Çünkü internet bilgiyi televizyon kadar hızlı ve gazete, dergi yâda kitap kadar derin bir şekilde yansıtabilir. Yer, süre vb. kısıtlamalar asgari düzeyde olduğu için istenildiği kadar uzun ve detaylı bilgi saklanabilir. Bu açıdan Risale-i Nur hizmetine dair her türlü bilgiyi dijital boyutta yazı, ses, görüntü vb. tüm yönleriyle internet ortamında sunmak mümkün olabilmektedir.

Diğer taraftan yeniden erişilebilmeyi mümkün kılan arşivleme interneti vazgeçilmez kılan etkenlerdendir. İhtiyaç duyulduğunda çok hızlı bir şekilde arama, ulaşma ve tekrar tekrar inceleme imkânlarını barındırır internet. Örneğin, Risale-i Nur’daki herhangi bir kelime yâda cümleyi çok kısa sürede arayıp bulmak çok kolaylaşmıştır. Yâda o cümleyle ilgili farklı zamanlarda yazılmış açıklayıcı metinlere ulaşabilmek parmaklarınızın ucu kadar yakınlaşmıştır.

Yine dünyanın her tarafından dünyanın her yerine 24 saat ulaşabilmek gibi önemli bir avantaj sağlıyor, internet. Herhangi bir site, forum yâda blogta yer alan bilgiye istenilen zamanda ve yerde ulaşılabiliyor. Ulaşılan bilgiye dair soru, eleştiri, yorum, tebrik vs. katkılarda bulunma fırsatı hiçbir zaman olmadığı kadar yaygınlık kazanıyor.

İnternet yazar ile okur arasındaki etkileşimi de –okur lehinde- derinden değiştirmiştir. İnternet interaktif bir ortam olduğu için ziyaretçi/okur düşüncelerini doğrudan ve en kısa sürede yazara iletebiliyor. Düşünce ve yorumlarını özgür bir şekilde ifade edebiliyor ve tartışabiliyor.

İnternet, kurum yâda grupların yanında dinamik bireyleri de öne çıkaran bir zemindir. Bu nedenle sürekli öğrenen ve yenilen, hiyerarşiden ve bürokrasiden uzak, hızlı karar alınan ve kullanıcı merkezli bir hizmeti gerekli kılıyor. Nur risalelerini kendi malı gibi sahiplenen bir dinamik Nur talebesinin davasını anlatması için çok elverişli bir ortam, internet.

Kullanıcı odaklı bir yapının hâkim olduğu internet dünyası, halkın bilgi, tecrübe ve düşüncelerinin şimdiye kadar en fazla etkili olduğu bir ortam hüviyetini taşımaktadır. Aracıların büyük ölçüde ortadan kalkması ve doğrudan etkileşimin mümkün olması nedeniyle daha demokratik ve özgür bir ortam sağlamaktadır.

İnternet dinamik, yeni ve değişken küresel bir dünya olduğu için hız, yenilik, açıklık, dürüstlük, ciddiyet, güvenilirlik, alçakgönüllülük, empati vb. kavramlar ve değerler zamanla daha fazla önem kazanacaktır. Artık  sadece işleri doğru yapmak yeterli olmayacaktır. Belki doğru işleri hızlı yapmak, güven vermek, eleştiriye açık olmak ve dünyanın hızlı bilgi akışına ayak uydurabilmek gerekmektedir.

Gün geçtikçe eğitim ve araştırmalar coğrafyadan bağımsız olarak daha ucuz, hızlı ve verimli bir şekilde yapılabilmektedir. Yani artık eğitim almak ve herhangi bir konuda araştırma yapmak için belirli bir yerde fiziksel olarak bulunmanın önemi azalmaktadır. İnternet yardımlaşmayı ve uzaktan işbirliğini hem kolaylaştırmış hem de bu talebi arttırmıştır. Bu gibi gelişmeler ise ortak yapılan çalışmaların çoğalmasına ve şahs-ı manevinin daha güçlü bir şekilde teşekkülüne ve irtibatına yeni bir fırsat sunmaktadır.

Her ne kadar internet uzakları yakın ve erişilemez dağları bilgi tepelerine dönüştürmüş olsa da, yakının ve yüz yüze iletişimin çok ayrı bir yeri olsa gerektir. Risale-i Nur’u kitaptan okumakla, internetten araştırmak birbirinin alternatifi hiçbir zaman olamaz, olmamalıdır da. Forum’da bir kavramı yâda cümleyi müzakere etmekle münazaralı bir dersin tüm duyguları harekete geçiren tefekkür ortamının farklı değerlendirilmesi gereklidir. Başka bir ifadeyle, Risale-i Nur’a muhatabiyete farklı pencereler açan internet gibi her bir hizmet açılımını yerli yerince kullanmak ve fırsatlarından yeterince istifade etmeye çalışmak anlamlı bir yaklaşım tarzı olacaktır.

Cennetteki ilahi ihsanların yeryüzünde küçük birer örneği olan radyo, televizyon ve internet birer “Rahmani hediye”lerdir. Bu yeni icatlar tek bir söz, yazı yâda görüntüyle milyonlarca insana sayısız sevap kazandırabilecek ahir zamana özel eşsiz ihsanlar olarak görülmelidirler. Radyo ve televizyonun milyonlarca insanın dünyasına girmesi için onlarca yılın geçmesi gerekmişti. İnternet ise birkaç yıl gibi çok kısa bir sürede milyarlarca insanın dünyasına girmiştir. Her hediye teşekkür ister. Tüm insanlığa gelen böyle külli bir hediye ise külli bir şükür ve hamd gerektirmektedir. Nur Talebelerinin yapmak istedikleri de böyle bir ulvi gayeden başka bir şey olmasa gerektir.

Bediüzzaman bundan yüzyıl önce Batı medeniyetini üstün kılan sebeplere rağmen İslam medeniyetinin gelecekte hâkim olacağı müjdesini vermişti. Ve bu ümidini ise bugünleri görürcesine mantıklı nedenlere bağlamıştı. Batının ilerlemesinde eğitim, sanayi ve ulaşımı etkili gören Said Nursi, bir sonraki medeniyetin yükselişinde ise iletişim ve bilgi paylaşımının öne çıkacağını dile getirmişti. İsterseniz son sözü Bediüzzaman bu gerçekçi ve ümit verici tespitiyle bitirelim:

“… Şimdi tekemmül-ü vesait-i nakliye ile âlem bir şehr-i vahit hükmüne geçtiği gibi, matbuat ve telgraf gibi vesait-i muhabere ve müdavele ile ehl-i dünya, bir meclisin ehli hükmündedir. Velhasıl, onların yükleri ağır, bizimki hafif olduğundan, yetişip geçeceğiz-eğer tevfik refik olsa. (Muhakemat, s. 38–39)”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir